Hikaye
Deneme
| Limon Ağacı |
|
|
| Site - Tv-Sinema | |||
| Mustafa Ali Küçükçopur tarafından yazıldı | |||
| Cuma, 13 Kasım 2009 11:03 | |||
|
“İnsan elinde tükeniyor olmanın zahmeti ne büyük.”
Ara ara açıp baktığım sanat tarihi kitabı sanatın yedi şubesinden biri olan sinema için “ film şeridi üzerine kaydedildikten sonra karartılmış bir salonda perdeye yansıtılarak seyirciye aktarılır.” İfadesini kullanmış. Kalemin tesirine inananlar, birazdan kısaca aktaracaklarımın hususi dünyamda nasıl kıymetli olduğunu da anlayabileceklerdir. Evet, karartılmış. Taze heyecanlarına, enerji veren ümitlerine, canlı renklerine rağmen karartılmış… Karanlık,ölümün rengi. Karanlık, doğumun sesi. Bu ses ve renk halka halka, desen desen yayılırken dünyada onun yansımasını görmemek mümkün mü? Mümkün mü böyle bir neticenin basit haliyle de olsa gerçekleşmeyişi? Bazen bir dakikadan diğerine geçerken korkutan, ağlatan, ümitlendiren, neşelendiren, başlamak ve bitmek hududunda nöbet tutan zaman neden senin iç/in/de bir türkü söylemesin? Neden o nöbetteki haline göre kah hasretten kah vuslattan beslenen bir ritimde bulmayasın kendini?
Karanlıkta ölüm, karanlıkta doğum…
Bir taraftan dünya içinde başka bir dünya başlayıp biterken, hayatlar ve zamanlar, diğer tarafta da yeni dünyalar oluşuyor. İzlediği filmin tesiriyle belli bir sürede olsa gözünün yalnızlıklarına veya çoşkunun halkalarına muhatap olmayan var mı? İşte böyle bir tesirin varlığıyla satırlarımıza dökülmüş bir film: Limon Ağacı.
Ve o filmde izlenen her kare aslında eriyen, tükenen bir insanın dakikaları. Olmayacak bahanelerle yeni vehimler üreten ve siyasi menfaatini korumak isteyen bir bakana mukabil eğilip bükülmeyen bir iradenin varlığı…
İş limon ağaçlarını korumada değil, iş; limon ağaçlarıyla sembolleşen geçmişini ve şu yaşadığı zamanı muhafaza etmede.
Mücadelenin kendisi Selma’da. Geçmişin hatırası, geleceğin hülyası arasında kıvranan, her gün yalnız gecelere uyanan Selma’da. Vakti gelmiş bir sancının ortasında yüreği düğümlenmiş, toprağından ayağı kesilmiş Selma’da.
Şu yazdıklarım güya “film şeridi üzerine kaydedildikten sonra karartılmış bir salonda perdeye yansıtılarak seyirciye aktarıl”mış hali… Ya film şeridi üzerine kaydedilmeyenler… Ya perdeye yansımayanlar… Ya seyirciye aktarılmayanlar… Ya anlat(a)madıklarım, anlatmadıkları? Sessizce ve bir kere daha: Ya anlat(a)madıklarım, anlatmadıkları?
Etiket:
|






























