Neredeyim:   Anasayfa Tv-Sinema Gitmek [Benim Marlon ve Brandom]

Hikaye

Bir Duadır Sevmek
Şafak sökmek üzereydi. Rü...
Uçurumun Kenarında
Hafif bir rüzg&ac...
Viski ÅžiÅŸesi
Şık, şık, şık, Å...

Deneme

Sorma Hal-i Sinemi
Sevgili öyle alt&...
İnsan(ımız)ın Doğası
İnsan doğası gereğ...
Gitmek [Benim Marlon ve Brandom] Yazdır e-Posta
Site - Tv-Sinema
Zehra Gülru Onat tarafından yazıldı   
Pazartesi, 07 Eylül 2009 15:10

AlışılagelmiÅŸin çok dışında bir aÅŸkın öyküsü Gitmek. Günümüzde insanlar mutlu olmak için batıya gitmek isterken, her ÅŸeyini feda ederek doÄŸuya giden Ayça'nın mücadele dolu öyküsü...

 

Kim uçurdu kafamı acaba?
Ben kafam olmadan da yaşarım.
Çünkü elim, kolum, bacaklarım var sana ulaÅŸmak için…
ve bir el bombası gibi fırlatıp tüm kahrolası sınırları
havaya uçuracak bir kalbim…

Gün yaÄŸmurlu, ama asıl yaÄŸmur Ayça’nın içine yağıyor, kimse bilmiyor…
Küçük bir tiyatronun iki kiÅŸilik sahne ekibinden biri Ayça, tiyatro küçük ama oyun büyük. Oyun içinde oyun… Ayça yapamıyor, Ayça rolüne konsantre olamıyor, her provadan daha bir yorgun daha bir ümitsiz ayrılıyor.

Dışarıdaki yaÄŸmur Ayçanın yangınına deÄŸmiyor.

Gençsin, hayatta insanın bir kez başına gelir dediÄŸin aÅŸkı bir film setinde bulmuÅŸsun, bulmuÅŸsun ama hayat sevdiÄŸinle seni farklı ülkelere hapsetmiÅŸ. Günlerin Hama Ali den gelecek bir mektubu beklerken, belki sesini duyarım diye telefon başından ayrılmadan geçiyor. Hama Ali Kuzey Irakta, aranızda sadece daÄŸlar yok aranızda birde savaÅŸ var. Güçlükle,  ara sıra eline video mektuplar ulaÅŸtırıyor Hama Ali, sevgilinin ikliminden sana ulaÅŸan tek rüzgâr bu oluyor.  Her ne kadar zamanla ümidinin yerini çaresiz bir umutsuzluk kaplasa da, vazgeçmeyi aklından bile geçirmiyorsun. İstanbul… O da karmaÅŸasını sanki senden alıyor. Gün geçtikçe insanları da, yaÅŸantısı da seni yoruyor.

Dayanamıyorsun artık televizyonda gördüÄŸün savaÅŸ haberlerine, bir ÅŸekilde ulaÅŸmalısın sevdiÄŸine. Hama Ali gerekirse sana yürüyerek gelirim diyor, ama gelemiyor, geçirmiyorlar, sana kavuÅŸmasına engel savaÅŸlar var, asır kadar uzun savaÅŸlar, bitip bitip yeniden baÅŸlayan, öldürüp öldürüp tekrar dirilten… 
O sana gelemiyorsa sen ona gitmelisin, inanıyorsun, çünkü aÅŸk sürekliliÄŸini inançtan alıyor. Önce Kuzey Iraklı bir gence ulaşıyorsun, sonra bir kaçakçıya, İran’a götürecek seni, Urmiye’ye, yakınmış Süleymaniye’ye Urmiye, öyle diyor. Yok diyorsun, olmaz, daha kolay bir yolu olmalı, hem sen Irak’a gideceksin, Irak’a! Habur diyor kaçakçı, sınır kapısından geçersin…

Çok geçmeden kendini yollarda buluyorsun, daÄŸ adamına kavuÅŸmak için daÄŸlar aşıyorsun. Önce Diyarbakır oradan da Habur… Sınır kapısına geldiÄŸinde vuslat heyecanın yerini boynu bükük bir hüzne bırakıyor; sınır kapalı, üstelik 15 gün daha açılmayacak… Kaçakçıyı hatırlıyorsun, Hama Ali’yi İran’a çağırmak, orda kavuÅŸmak var ÅŸimdi hayalinde. Öyle ya, sen Süleymaniye ye ulaÅŸamıyorsan, baÅŸka bir ülkede, baÅŸka bir ÅŸehirde de pekâlâ bulabilirsiniz birbirinizi. DeÄŸil mi ki gerçek aÅŸkın önünde hiçbir engel tutunamaz, hiçbir savaÅŸ devam edemez, sen de kavuÅŸacaksın sevdiÄŸine; inanıyorsun…

İlk iÅŸin Diyarbakır’a gidip oradan hemen Van arabasına binmek oluyor. Ne kadar da güçlüsün Ayça, ne kadar kararlısın. Bir bak etrafına, seninki gibi bir fedakârlığın göreceklerinle arasında nasıl bir zaman farkı var. Seçebilecek misin?

İran’a geldin, kar kış demedin, ya savaÅŸ? Peki ya ölüm? Onu da mı demedin? Demedin ya. Sen demezsin Ayça, sen demezsin…

İran… Kadın olmak ne zor İran’da. Başından örtün kaysa rahatsız ediliyorsun, kabaca… Ama sen zaten daÄŸ adamın için bütün otoriteleri, sınırları yıkmaya hazır çıkmadın mı yola? Dokunmuyor sana orda maruz kaldığın hiçbir ÅŸey. Yolun ucunda sevgili var, sevdiÄŸin var, nasıl dokunsun ki...

SevdiÄŸinin telefonu seni uykundan uyandırdığında artık dayanacak gücün kalmamıştı, nerdesin Hama Ali, nerdesin??? Süleymaniye’den ayrılamadı henüz sevdiÄŸin daÄŸ adamın, Merkezi Berberan’a gel diyor, İran’ın Irak’a en yakın sınır köyüne çağırıyor. Gel diyor ya, gideceksin tabii, bu kadar yaklaÅŸmışken dönüp gitmek olur mu hiç. Olmaz…

ÇaÄŸrıldığın yere gittiÄŸinde çaresiz bakışların her gelenin yüzünde sevdiÄŸini aradı, saatlerce… Çocuklarda her yerde çocuktu iÅŸte, sen umudunun son demindeyken onlar koÅŸup eÄŸleniyorlardı bir topun peÅŸinden. Yoktu iÅŸte, gelmiyordu. Yorgunsun, uykusuz ve açsın, artık tutacak gücün kalmadı gözyaÅŸlarını. Gelir mi? Gelsin…

Gerekirse yürüyerek gelecekti sana sevdiÄŸin, öyle diyordu. Sözünü tutuyor Hama Ali, yanına aldığı üç arkadaşıyla birlikte daÄŸları yürüyerek aÅŸmaya çalışıyor. Yürüyor da, o senin ikliminden bir kez olsun çıkmamışken, sevdiÄŸin karlı bir tepede vuruluyor. Sana gelen yollarda vuruyorlar sevdiÄŸini Ayça. Vuruyorlar…

*

Önümüze çıkan her ÅŸeyi inanılmaz bir hızla tüketip yok ettiÄŸimiz, deÄŸil aÅŸkımıza inandığımız herhangi bir fikre/deÄŸere dahi sahip çıkmaktan geri kaldığımız zamanları yaÅŸamaya baÅŸlayalı ne kadar oldu diye sorsam belki birçoÄŸumuzun kafasında net bir fikir oluÅŸmaz. Çok deÄŸil, bundan yaklaşık otuz yıl öncesine kadar seslerimiz ne kadar da gürdü. Ne kadar kararlı, deÄŸerlerimizin arkasından giderken ne kadar da gururluyduk. Oysa ÅŸimdi kendimize dönüp bir baktığımızda seslerimiz ne zaman kısılmış, ne zaman iyice cılızlaşıp yok olmuÅŸ fark edemiyoruz bile.

Diyelim ki, artık bizi rahatsız eden hiçbir düzen bozuÄŸu yok meÅŸgul olacağımız, peki ya içimizde taşıdığımıza inandığımız duygulara neden bu kadar ihanet ediÅŸimiz? Sevdim diyen insanların birliktelikleri üç beÅŸ ayı geçmiyor, birlikteliklerini evliliÄŸe götürecek kadar yoÄŸun duygular besleyen bizler neden eÅŸlerimize tahammül edememekten yakınır olduk, neden ufak kusurlar gözümüzde aşılmaz engeller olarak yükselip bizi yalnızlaÅŸtırdı?

Leylâ ile Mecnundan dem vuran, Aslı ile Keremin aÅŸkına el açan bizler için böylesi güçlü duygular beslemek uzak bir ÅŸey gibi gelmiyor aslında. İnsan aynı insan, aÅŸk aynı duygu. DeÄŸiÅŸen sadece aidiyet ve sahiplik hissimiz. Ya da daha açık bir ifadeyle; sahip çıkmamız gereken duygumuza, inancımıza, deÄŸerimize gerektiÄŸi kadar sahip olamayışımız ve bunun eksikliÄŸini bile hissetmememiz.

Böyle bir zamanda karşımıza çıkan Ayça, bizlere aslında cesaretin, inancın ve aÅŸkın yarıda bırakılmayacak kadar peÅŸinden gidilesi duygular olduÄŸunu gösteriyor, üstelik Türk-Kürt kavgalarının anlaşılmaz biçimde amacından saptığı, Amerika’nın Irakta kanlı bir iÅŸgal baÅŸlattığı bir zamanda.

Ayça Damgacı yaÅŸadıklarını sahne sahne kaleme aldı önce… Sonra Hama Ali’yle ekran karşısına geçti, kendi aÅŸkını oynadı her ikisi de. ÇeÅŸitli festivallerde en iyi kadın oyuncu dâhil toplam dokuz ödül kazanacağını ÅŸüphesiz bilemezlerdi.

Hüseyin Karabey’in ilk uzun metrajlı filmi olarak “Gitmek”i seçmesi elbette bir tesadüf deÄŸil. Nitekim kimse, kahramanların kendilerini oynadıkları böylesi bir aÅŸkın öyküsünü görmezden gelemezdi. Hüseyin Karabey’in ifadesiyle, onlar ne çok güzel bir  kızla, çok yakışıklı bir adam, ne de esas oÄŸlanla esas kız, onlar Ayça ve Hama Ali, yani bizden, içimizden birileri.

Farklı coÄŸrafyaların ÅŸimdiye dek görmeye alışkın olmadığımız yüzüne de tanıklık etmemizi saÄŸlıyor Gitmek. Tanıklık ve tanışıklık hissi… Bize ait olan, ama deÄŸilmiÅŸ gibi görmeye/ gösterilmeye çalışılan coÄŸrafyalar, hayatlar… 

Gitmeye cesareti olanlar için bu film. Gitmeyi, kalıp beklemeye yeÄŸleyenler, uÄŸruna ölünesi aÅŸkı bulanlar için...

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Deneme

Hasret DediÄŸin...
  Hasret dediÄŸin sevdan...
Zamanla Yolculuk
Yakalamak için ...

Åžiir

Sen Anlarsın Çocuk!
Uhud …. Tıkanıyorum ... ...
Sarkaç
Tabur… Kana susamış ...
Yapayalnız
yapayalnızdı. oynak bir ta...

Serlevha

Anayasa Mahkemesine İhtiyaç Yoktur
 Anayasa Mahkemesi verdiÄ...
Sn Mustafa Başoğlu'ndan Açıklama
  MİLLETİN BÜTÜNLÜĞÜ ...