Neredeyim:
Hikaye
Deneme
| Nice Kadim Bir Ses: Yahya Kemal |
|
|
| Site - Portre | |||
| Aynur Yavuz tarafından yazıldı | |||
| Çarşamba, 30 Eylül 2009 22:53 | |||
![]()
Filhakika o, kaçış kapıları arayan insan deÄŸil, eve dönen adamdır.
Ahmet Hamdi Tanpınar Ne kayıp ÅŸehir Üsküp’ten, ne tarif etmek için lûgatte bir kelime bulunmayan Paris’ten, ne ezansız semtlerden, ne hayal ÅŸehir İstanbul’dan uzun uzun bahsetme niyetindeyiz. Kâh hatıralardan dem vurup, kâh geçmiÅŸle ÅŸimdi arasındaki bağı koparmadan, anılardan süzülen ışığın gölgesi eÅŸliÄŸinde bir yolculuÄŸa çıkarak, İstanbul’un sekizinci tepesinden yani Yahya Kemal’den bahsedelim diyoruz. Yahya Kemal hatıraları ki anlattığı hatıralarda olduÄŸu gibi, bizzat yazdığı hatıralarda da, asırlar boyunca doÄŸru olmak ve asırlar karşısında doÄŸru kalmak ÅŸeklindeki tarih anlayışının kendi hatıralarına tatbîk edilmiÅŸ azîz ifadeleridir. Yahya Kemal demek, üstü tozlanmamış bir tarih, geçmiÅŸten gelen sesin rûzigârında yaÅŸayıp ÅŸarkılarını terennüm eden bir ruh demektir.Nostalji deÄŸil ÅŸuur, yaprak deÄŸil kökünü toprağın derinliklerine salmış çınardır, ve O ÅŸair ki, kelimelerden ve seslerden kurulu bir tarih, aÅŸk ve musikî tepesidir. *** Büyük ve zeki adamların baÅŸlıca ve bizce en önemli vasıflarından biridir nükteci olmaları.Yahya Kemal de onlardan biridir. Büyük ÅŸairin nüktesi zalim olduÄŸu kadar isabetlidir de. Ama ne isabet ama ne nükte. Henüz Büyük Millet Meclisi hükûmeti zamanlarıymış. Mustafa Kemal, reislik kürsüsünde, biraz sinirli ve sabırsız, göçmen meselesine çare bulacak tasarının müzakeresini idare ediyorlarmış; bu sırada Mehmet Emin Yurdakul söz almış. Mebus sıfatıyla meseleye temas edecek amma iÅŸi ÅŸairliÄŸe dökmüÅŸ; lafı uzattıkça uzatmış;tarihten önceki göçlerden baÅŸlamış, aynı tafsilatla bugüne kadar gelse saatler sürecek; büyük reis bir yutkunmuÅŸ olmamış; nihayet kaya ucundan dalgaya eÄŸilen kartal gibi, kürsüden sarkmış, sesini mümkün olduÄŸu kadar yumuÅŸatarak:
-Sadede gelmenizi rica ederim, diye ihtar etmiÅŸ. Åžair, coÅŸkunluÄŸunun ortasında ÅŸaşırıvermiÅŸ, ne söylendiÄŸini de pek iyi duymadığı için ÅŸöyle cevap vermiÅŸ;
-Ona arkadaÅŸlar gelecek, efendim! Meclisin kahkahaları arasında, Urfa mebusu Yahya Kemal de Antalya mebusu Hamdullah Suphi’nin kulağına eÄŸilmiÅŸ: -O, ÅŸiirde de sadedi biz arkadaÅŸlara bırakmıştır. [1] *** Yeni ÅŸairlerden biri bir gün Yahya Kemal’e birkaç ÅŸiirini okur ve sorar: -Nasıl buldunuz üstad?
Yahya Kemal susar. Delikanlı tekrar sorar:
-BeÄŸenmediniz galiba üstad! Yahya Kemal yine susunca genç ÅŸair kızar: -Zararı yok, bir gün siz de benim ÅŸiirlerime hayran olacaksınız! Üstad bu defa konuÅŸur: -Olabilir oÄŸlum.Ben bir gün bunamayacağımı iddia etmiyorum ki.
***
Yahya Kemal, yüz kilodan eksik olmayan heybetli vücuduna raÄŸmen zarif ve nazik bir adamdır. Sıcak bir yaz günü BoÄŸaziçinde bir tepeye tırmanır. Bir aralık pek yorulur. Yol üstündeki bir mahalle bakkalının kapısı önündeki iskemleye çöker. Bakkal yaÄŸlı bir müÅŸteri geldiÄŸini sanarak sevinir ve nezaketle sorar: -Bir ÅŸey mi alacaksınız efendim? Üstat sükunetle cevap verir: -Evet.Müsaade ederseniz biraz nefes alacağım. [2] *** Yahya Kemal, bazı yalnız zamanlarında, hayatının belli baÅŸlı vakalarını, bir kronoloji halinde bizzat not etmiÅŸ; bu vakalar bazen birkaç satır tutan cümlelerle ifade edilirken bazen bir kelime ile hulâsa edilmiÅŸtir. Ama ne hulâsa! 1916 – AÅŸkım.. 1919 - AÅŸk’ın hâtimesi.. *** “Åžiirlerini yayınlamakta tereddüt etmesi, onların söylenmesine önem vermesi, Yahya Kemal’in ÅŸiirlerini ömrü boyunca kitap halinde yayımlamamasına yol açmıştır. Kendisine ÅŸiir kitabı bastırıp bastırılmayacağı sorulduÄŸunda; “Az ÅŸiirden mürekkep bir mecmua neÅŸr etmek kolaydır. Lâkin öz ÅŸiirden mürekkep bir mecmua neÅŸr etmek bana güç görünüyor. EÄŸer kadim ÅŸairlerimizin en halisleri öz ÅŸiirlerini toplasalardı o koskoca divanlar bir divançe olabilirdi” der. *** Deyim yerindeyse Paris, Yahya Kemal’in kiÅŸiliÄŸini bulduÄŸu yerdir. Derin tarih bilgisi Paris’te geçirdiÄŸi yılların mahsulüdür. Ancak unutulmamalıdır ki ,İstanbul onun gerçek hüviyetini kazandığı demlendiÄŸi ÅŸehirdir. 1912’de Paris’ten ayrılışını ÅŸöyle anlatır Yahya Kemal,: Kahve garsonları bile benim artık gözleri önünden gaip olup gideceÄŸime inanmıyorlardı. O gün herkese durgun ve dalgın bir halde vedalarımı îfâ ediyordum. AkÅŸam oldu. Ali Kemal baÅŸta, arkadaÅŸlar Vachette’de toplandılar. Arabalara bindik. Vachette ve Sopha’nın müdürleri ve garsonları yaya kaldırım üzerindeydiler. Yüzlerinde o hüzünlü gülümsemeyle beni uÄŸurluyorlardı. On sene bir hayattan sonra, İstanbul’a döneceÄŸimi iÅŸiten kahve garsonlarının gözleri dolmuÅŸ, benim ayrılacağıma inanmıyorlardı. Fecî bir vedâ ile gençliÄŸimin geçtiÄŸi semtten ayrıldım. Garda teÅŸyî eden arkadaÅŸlarım müteessirdiler, bense, ızdıraptan sersemdim. Tren hareket ettiÄŸi zaman kalbimin Paris’e baÄŸlanan baÄŸları acı acı koptu: İstanbul’a kadar kendimi avutamadım. Bilinir, Üsküp, yılların eskitemediÄŸi bir hasret olarak hep muhafaza edecektir yerini ÅŸairde. Yahya Kemal’in Paris’e olan yakınlığı da malumdur.Fakat bir zaman sonra Paris’in o yaldızlı tahtına İstanbul oturacaktır ki, İstanbul’a meftun olan her gönül ehlinin ezberinde muhakkak var olacaktır bir Yahya Kemal dizesi.
Nice revnaklı ÅŸehirler görülür dünyada,
Lâkin efsunlu güzellikleri sensin yaratan. YaÅŸamıştır derim, en hoÅŸ ve uzun rü’yâda Sen de çok yıl yaÅŸayan sende ölen, sende yatan. A.Haluk Dursun, 90’lı yılların sonuna doÄŸru gittiÄŸi Paris’te Kutsi Erguner’in tarifiyle La Closerie des Lilas’ı arayıp bulur. Ve ardından ÅŸunları anlatır; “Montparnasse’da Marco Polo Parkı karşısında Nisan karı yaÄŸarken sığındığım bu Paris kafesinde barın hemen önündeki masada aradığım levhayı görünce bir hoÅŸ oldum. Masanın üzerine yazılı küçük levhada Yahya Kemal Beyatlı yazıyordu. Kadirbilir Fransızlar bizim ÅŸairimizin oturduÄŸu masaya onun adını vermiÅŸlerdi. Paris’ten sayısız sanatçı gelip geçtiÄŸi halde bu tarihî kafede masaya ismini yalnız Yahya Kemal yazdırmıştır. Daha sonra İstanbul’a geldim. Üstadın son yıllardaki mekanı olan AyazpaÅŸa’daki tarihî park Otel’de masasının hangisi olduÄŸunu düÅŸündüm. Dikkat buyurunuz, o masada ismi var mı diye aklımdan bile geçirmedim; çünkü tarihî otel çoktan yıkılmıştı. Gerçi yıkılmasa, yine üstadın ismi orda olmazdı ya!“
Haluk Dursun, bunları yazmadan çok evvel 9 Åžubat 1921’de ise Yahya Kemal ÅŸunları yazacaktır:
Biz son devrin Türkleri müceddid kafalı insanlarız.Bu ÅŸehri harap görmektense düm düz görmekten daha çok zevk alırız, bunun için de bir asırdan beri gücümüz ancak hârabeleri yıkmaya yetti. Bizim yıkanlarımız bir zihniyette, muhâfaza edenlerimiz bir zihniyettedir. Mesela Rumeli Hisarı kalesinin îmârı bizim mîmarlarımıza tevdî olunsaydı her taşını cilalarcasına temizlerler, kulelerinin tepelerine eski kubbelerini takar, zamanın bu taÅŸlara sindirdiÄŸi rûhu tamamiyle sıyırarak yep yeni bir hale koyarlardı. Son zamanlarda birkaç eski câmiimiz bu usullerle îmâr edilmedi mi? Ve ÅŸimdi biz, içinde yaÅŸamış olduÄŸumuz zamana bir dönüp tekrar soralım kendimize. Son zamanlarda bazı eski câmiilerimiz ve tarihî yapılarımız bu usullerle îmâr edilmeye devam etmiyor mu? *** Ne harâbî ne harâbâtiyim Kökü mazide olan âtîyim Hemen her zaman her yerde olduÄŸu gibi Yahya Kemal’in de sevenleri olduÄŸu gibi muarızları da vardır. Köprüleri yıkan deÄŸildir Yahya Kemal. GeçmiÅŸle geleceÄŸi mezcedip, insanlığa tarih kokan bir armoni sunandır O. Ancak bazı çevreler tarafından geçmiÅŸe gömülü kalıp bundan kurtulamamakla suçlanır. Onlara göre gelecek yoktur Yahya Kemal’de. Halbuki Nazım Hikmet’te ne kadar gelecek fikri varsa Yahya Kemal’de de o kadar vardır gelecek fikri. Sadece aradaki tek fark Nazım Hikmet’in ve muadillerininki köksüz bir gelecektir. Ama dediÄŸimiz gibi yine de gelecektir. Peki niçin Yahya Kemal’le Nazım Hikmet’i karşılaÅŸtırıyoruz? Nazım Hikmet’in birçok zamanını birlikte geçirdiÄŸi Vâlâ Nureddin Vâ-nû Bu Dünyadan Nâzım Geçti kitabında, özel yaratılışlı olduÄŸunu düÅŸündüÄŸü kiÅŸiler ile ilgili olarak, acaba gericilikle hafıza gücünün, devrimcilikle de ileriyi gören hesap ve hayal gücünün bir iç bağı yok mudur diye sorar?(malum olunduÄŸu üzre Yahya Kemal oldukça kuvvetli bir hafızaya sahiptir.)Uzun yıllarımız beraber geçen iki Türk ÅŸairinin kıyaslanmasında dikkatime çarptığına göre, hafızanın gericilikte, ilericilikte büyük payı vardır diye de devam eder Vâ-nû. Ve iki ÅŸair arasında ÅŸu ilginç tespiti yapar; “İkisini de pek yakından tanıdığım bu ÅŸairlerimizin, idolojik tutumlarını hafızalarıyla ilgili bulurum. Hafızası zayıf olup eski günlerle uÄŸraÅŸmadığı için, çocukluk hayatına dair hemen hiç hatırası yoktu Nazım’ın. Bir amnezi geçirmiÅŸ gibiydi. Sonraları bütün melekeleriyle birlikte hafızasının da kuvvetlendiÄŸinin delilini, 1951’lerden itibaren ölünceye kadar memleket hatıralarını yansıtan ve hasret ifade eden ÅŸiirlerinde buluyoruz. Yahya Kemal’inse muhafazakar hatta gerici(Osmanlıcı) tutumu, hafızasının son derece kuvvetli oluÅŸundan mıdır diye hep düÅŸünürüm. Osmanlı tarihinin daha az önemli olan kiÅŸilerini bile, öz akrabası gibi tanır, küçük büyük olaylarını da senesi senesine, fakat dün kendi başından geçmiÅŸ gibi bilirdi.” ”Kökü mazide olduÄŸu doÄŸru ama âtî deÄŸildi, ilerici deÄŸildi üstat “ diye de bir dipnot düÅŸer Vâ-nû. Ve ÅŸöyle söyler BeÅŸir AyvazoÄŸlu; O, bütün hüviyet ve uzviyetiyle âtî deÄŸil, uzviyetinde bütün hüviyetiyle maziyi taşıyan âtîdir.. Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük Budur âlemde hudutsuz ve derin öksüzlük *** Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren Türk edebiyat ve siyasi tarihi nedir diye sorarsanız, hapishanelerin, sürgünlerin, ‘evden’ ebediyen gidenlerin ve ‘eve’ dönme talihini yaÅŸayanların tarihidir deriz. Peki tüm bunlar ne demek diye sorarsanız ‘bunun adı yoktur’ deriz. Nazım da Va-nu da Yahya Kemal’in rahle-i tedrisatından geçmiÅŸtir. Ancak bütün iyi iliÅŸkilerine raÄŸmen Yahya Kemal’e darılır Va-nu. Çünkü Nazım’ın affı için dolaÅŸtırılan, üniversitede olsun, Babıâli’de olsun pek çok aydının imzaladığı dilekçeye imzasını koymamıştır Yahya Kemal.Halbuki o günlerde Yahya Kemal’in imzasının çok önemi vardır.Va-nu, Nâzım’ın affolmasını istemediÄŸi için deÄŸil de, faÅŸist havaya uyduÄŸu için Yahya Kemal’in imzasını esirgediÄŸini düÅŸünür. “Ne o benim cenazeme gelsin, ne ben onunkine giderim” diye haber gönderir Yahya Kemal’e, nitekim gitmez de. (Bu Dünyadan Nazım Geçti, s.349) Yahya Kemal’in hayatına çeÅŸitli ÅŸekillerde bir çok kadının girdiÄŸini ancak, hiçbir kadının ona tesir eden büyük aÅŸkı Celile Hanım’ı unutturamadığını belki de bunun için evlenmediÄŸini söyler Yahya Kemal’in yakın dostlarından Melek Celal Hanım.
İşte bu Nâzım’ın annesi Celile Hanım, tek başına bir kampanya açar Nazım’ın hapishanede açlık grevine baÅŸladığı dönemlerde.İyi görmeyen gözleri yüzünden bir elinde baston, düÅŸmemek için önünü yoklayarak; öbür elinde oÄŸlunun kurtarılması için bir pankart, imza toplar.Kâh köprü üzerinde trafiÄŸi durdurur, kâh hastane kapılarında kavga gürültü yaratır. Tutuklanıp götürülür , ancak serbest bırakılır ve O, ertesi gün faaliyetine kaldığı yerden devam eder. Vâ-nû’nun söylediÄŸine göre, dramatik fotoÄŸrafları bütün dünya gazetelerine yayılmıştır.
Tarih sayfaları, sanık sandalyelerini süslemek için okunacak belgeler deÄŸildir. GeçmiÅŸi yargılamak deÄŸil, geçmiÅŸi yeniden kurgulamak için okunur tarih sahifeleri. Bu yüzden amacımız, ne Nâzım Hikmet’i ne Yahya Kemal’i yargılamak deÄŸil yaÅŸadıkları dönemden onları soyutlamadan yaÅŸanılanları anlamaya çalışmaktırsadece. Ve biz bu tabloda ÅŸuna cevap veremiyoruz; Hangi yürekte derin ve onulmaz yaralar açılmaz bu tabloda.Hele ki bu yürek Yahya Kemal’e ait ise… *** Yaşı ilerleyen Yahya Kemal, ‘evde evsiz kalan adam’, bir gün Cahit Tanyol’a ÅŸunları söyler: “Büyük ÅŸair, büyük edip olmaktan daha öte önemli üç ÅŸey var:Birincisi evlenip bir yuva kurmak, ikincisi bir ev sahibi olmak, üçüncüsü bir tarafta kimseye muhtaç olmayacak kadar parası bulunmak. Ben bunların üçünü de yapamadım. AkÅŸam oldu mu dostlar dağılır, evlerine gider. Ben ÅŸu otel odasında yalnızlığı bütün dehÅŸetiyle duyarım.Ne ÅŸiir, ne kitap ve ne dostlarım beni bu korkunç yalnızlıktan çekip alabilirler.” Evet, ‘evde bir evsiz adam’dır O. Etrafındaki kalabalığa raÄŸmen koyu bir yalnızlık içinde veda eder hayata ÅŸair.BeÅŸir AyvazoÄŸlu’nun da ifâde ettiÄŸi gibi öz evinde, vatanında, hep kaçmaya çalıştığı muhacirlik duyguları içinde, ‘evsiz’ ve yalnız bir adam olarak ölür Yahya Kemal. Ve ancak ölünce yerleÅŸir. Ölmek kaderde var, yaÅŸayıp köhnemek hazin Bir çâre yok mudur buna, yâ Rabbe’l-âlemin. ***
[1]: Behçet Kemal ÇaÄŸlar, “Yeni Yahya Kemal”, 20 .Asır, 22 Ekim 1953.
[2]: Kadırcan Kaflı, “Yahya Kemal ve Nükteleri, Tercüman.
***
Yararlanılan Kaynaklar
A.Halûk Dursun, İstanbul’da YaÅŸama Sanatı, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2002. Ali Çolak, İnce Sözler, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2004. BeÅŸir AyvazoÄŸlu, Yahya Kemal Eve Dönen Adam, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1999. DoÄŸan Nail AltuncuoÄŸlu (derleyen), Ölümünden Sonra Yahya Kemal Hakkında Yazılanlar ve Åžiirleri, İstanbul, 1958. Kâzım YetiÅŸ (hzl.), Yahya Kemal için Yazılanlar, c. II, İstanbul fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 2000. Nihad Sami Banarlı, Yahya Kemal’in Hatıraları, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 1997. Vala- Nureddin Va-nu, Bu dünyadan Nâzım Geçti, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1999.
|





























