Neredeyim:   Anasayfa Portre Büyük İskender

Hikaye

Uçurumun Kenarında
Hafif bir rüzg&ac...
Yaşamak Bir Gülücük Gibi
Ne kadardır ordaydık...
Viski Şişesi
Şık, şık, şık, ...

Deneme

Dönüşüm
Benim bilmediğim bir ...
Hasret Dediğin...
  Hasret dediğin sevdan...
Büyük İskender Yazdır e-Posta
Site - Portre
Mehmet Sait Küçükçopur tarafından yazıldı   
Pazartesi, 07 Eylül 2009 14:58

 

Bir yaşamöyküsünün hakkıyla analiz edilip edilemeyeceğinin endişesiyle karşı karşıyayım. 

Çünkü bundan yaklaşık 2300 yıl önce yaşamış birinin hayatı hakkında aynı olay için verilen farklı yorum ve bilgilerin çokluğu doğru yönde ilerleyip ilerlemediğim konusunda beni şüphede bırakıyor. Ancak bahsettiğim yaşamöyküsü sahibinin tarihte hatırı sayılır bir yerinin olması ve o günün şartlarında pek çok ilki gerçekleştirmesi cazibesini hala canlı tutuyor. Dolayısıyla bu yazının odağında 3. İskender bilinen adıyla Büyük İskender bulunmaktadır.Kısa zamanda çok büyük bir coğrafyada söz sahibi olmasıyla, kendini tanrılaştırmak istemesiyle, acımasız kararlarının çokluğuyla beraber cömertçe ihsanlarıyla, pek çok geleneği asice çiğnemesiyle, kadınlara karşı ilgisiz olduğunun düşünülüp garip söylemlerin ortaya çıkmasıyla ve değişik yönleriyle Büyük İskender’in yaşamöyküsünü gölge-ışık belirsizliğinden çıkarıp netleştirmeye çalışacağım. 

Alexandre Bilinen Adıyla Büyük İskenderİskender, M.Ö. 359 da tahta çıkışından 336 da öldürülmesine dek Eğe de otorite olan 2, Filippos ile Kraliçe Olympias’ın oğludur. 2. Filippos geleneğe göre oğlunun kendisinden sonra kral olacağını düşünerek eğitimine önem verdi. İlk öğretmeni annesinin akrabası sert mizaçlı Leodinastı. Leodinas sert yapısına rağmen O’na azla yetinmesini ve sade yaşamasını öğretti. Bu derslerin seferlerde karşılaştığı zorluklarda kendisine, çıkış yolu bulmasında ya da sabrının ortaya çıkmasında tesirli olduğu düşünülmektedir. İkinci öğretmeni Lysimakos’tan daha sonra Platon’un öğrencisi Aristoteles’ten eğitim aldı. Ondan yunan şiirleri ve trajedi eserlerini öğrendi.[1] İskender’i acımasız icraatların tek sorumlusu olarak görmek yanlış olur. Çünkü Genç İskender öğretmenlerinin rehberliğinde bir hayat anlayışı kazanmaktadır. Örneğin öğretmeni Aristoteles barbarları “doğuştan köle” olarak görmekteydi.[2] 3. İskender hakkındaki bilgilerin çoğunu İskender’in Hayatı’nın yazarı Plutarkhos’tan öğrenmekteyiz. Plutarkhos İskender’in filozof oldugunu düşünmektedir ve bu düşüncesini desteklemek için çeşitli örnekler versede ilerde belirteceğim olaylarla İskender’in zamanla öfkeli biri haline geldiğini, insakcıllık yanının gittikçe azaldığını görmek mümkündür. Zaten bahsedeceğim olayların aktarıcısı da Plutarkhos’dan başkası değildir. Plutarkhos Yazgı isimli eserinde İskender’in eğitici yönünü ön plana çıkararak O’nun filozof olduğunu benimsetebilmek için “ Hirkanlılara evliliği, Arakhoislılara tarımı, Sogdianalılara öldürmek yerine babalarına bakmayı, özen göstermeyi, Scytheslilere ölülerini yiyecekleri yerde gömmelerini, Hintlilere tanrıların önünde yere kapanmayı, herkese Homeros’u ve Sofokles’i okumayı, Euripides’in trajedilerini yüksek sesle okumayı öğretti O.”[3] demektedir. Ancak İskender’in Hayatı eserinde hastalığı durduramayan hekim Glokos’u çarmıha gerdirdiğinden, güçlendirilmiş birçok kentin surlarını yıktırdıktan sonra insanları avdaymış gibi izleyerek Konsens kabilesine boyun eğdirdiğinden ve savaşacak yaşta olan erkeklerin tümünü öldürttüğünden bahsetmektedir.[4] Yine aynı eserinde ilerde Makedonya kralı olacak Kassandra’yı, İskenderin önünde yere kapanan barbarları görünce güldüğünü ileri sürerek saçlarından yakalayıp duvarlara çarptığını belirtir.Bu sert yapısına rağmen askerler İskender’in ardında tehlikelere atılmaktan çekinmiyorlardı. Yılın bazı aylarında savaşmayı yasaklayan Makedon geleneklerini,  hemen her fırsatta kendisi için tehlikeler oluşturmaktan geri durmayışından dolayı görmezlikten gelip seferlere çıkmasının, bacağından yediği okla kaval kemiği kırılmasına, boynuna şiddetli bir taş darbesi  yiyip de uzun sure gözleri kararmasına karşın tehlikeye atılmaktan çekinmeyişinin, göğsüne kadar suyun içinde askerleriyle yan yana olmasının, kazanılan yüklü miktardaki ganimetleri cömertçe sunmasının askerler için olumlu etkiler meydana  getirdiği söylenebilir. İskenderin öğretmenlerinin büyük payı olan –ki hiç birşey farketme,keşfetme,kabullenme,reddetme gibi safhaları geçirmeden birden olmaz.-  bu olumlu-olumsuz olayları burada noktalıyorum. Çünkü krallak yıllarını incelemenin zamanı geldi: İskender, babası M.Ö 340 da İstanbul’a saldırdığında Makedonyayı geçici bir sürede olsa yönetmiş bundan iki yıl sonrada babasının Yunanlılara karşı kazandığı bir çarpışmada ordunun sol kanadını kouta etmişti.[5] İskender 20 yaşındayken babası öldü.Boşalan tahta babasının kuzeni Amyntas ve Makedonya da Lyncestides’i kontrol eden  ailenin prensleri göz diktiler.Babasının danışmanlarından Antipatros’un yardımıyla once Lyncestides prenslerini babasını öldürmekle suçladı ve bunun öcünü aldı.Çok geçmeden babasının kuzeni Amyntas’ın , üvey annesi Kraliçe Kleopatra’nın , amcası Atteles’in ve tüm ailesinin öldürülmesini emretti.[6] Ardından silahlı halk kurulunu toplayarak kendini kral ilan ettirdi. Burada, Fatih Sultan Mehmet’i kardeş katlini uygun gördüğü için ağır eleştirilerle “kötü adam” olarak adlandırmak isteyenlerin tekrar düşünmesi gerekmektedir. Devlet-i Ebed Müddet anlayışını olumsuz yönlere çekip haksız ifadelerle ortaya “insanlık düşmanı” bir padişah çıkartan odaklar düşüncelerini bu vesileyle tahlil etmeliler. Bu daveti reddetmek isteyenlere körler ülkesinde görmenin hastalık sayılabileceğini hatırlatmak gerekmektedir. 

İskender, krallığının ilk yıllarında ayaklanan Tebai sorununu çözmek için girişimlerde bulundu. M.Ö. 335 yılında Tebai Halkı, İskender’in, İskender İmparatorluğuTrakya’nın kuzeyindeki Tribayalılara karşı yaptığı savaşta öldüğüne dair yanlış bir haber alınca Makedonya garnizonunu kovmak amacıyla ayaklandılar. İsyana İskender’in yanıtı korkunç oldu. Zorlu bir yürüyüşle Tebai’ye gitti, kenti ele geçirerek askerlere yağmalattı.[7] Tebai de ki yağmanın korkusuyla Yunanlılar maddi bir zincirle olmasa bile kanla sağlanmış manevi bir zincirle Makedonya’nın esiri oldular. Daha önce de belirttiğimiz gibi hemen her fırsatta da ayaklanma girişiminde bulundular. 334 baharında Asya’ya doğru yola çıktı.[8] Asya seferinin amacı Asya Yunanlılarını “Pers Egemenliğinden”  kurtarmaktır.[9] İskender uzun seferleri nedeniyle hükümdarlığının en büyük kısmında Makedonya dışında yaşadı ve otoritesini kullandı; Makedonya’yı O’nun adına babasının danışmanlarından Antipatros yönetti.[10] Asya seferi sırasında Lidya’nın başkenti Sart’ı ele geçirdi. Sart’ı ele geçirmesiyle Hellenspontik Frigya’sının sahibi oluyordu. Bu başarısının yankısı çabuk duyuldu ve yunan siteleri kendisine katıldıklarını belirttiler. Ardından Pers direnişinin örgütlendiği Halikarnas’ı ele geçirmek istedi ama başaramadı. Bu sefer yönünü Büyük Frigya’ya yani Ege bölgesinden bugünkü Ankara’ya doğru çevirdi. Ankara’ya varmadan önce özel bir sebeple Gordion’a uğradı. Çünkü İskender, Gordion düğümü hakkındaki söylentinin kahramanı olmak istiyordu. Gordion düğümü, Anadolu’nun bilinen eski efsanelerindendir. Ankara’nın Polatlı ilçesi sınırlarında bulunan eski Gordion kentine ait söylenceye göre, Frigler o denli büyük bir kargaşa yaşamaktaydılar ki şehre öküz arabasıyla giren ilk kişinin kral olmasını kabul etmişlerdi. Eşekkulaklı Midas’ın babası Gordios da bu şanslı kişiydi. Gordios kral olduktan sonra yapılan ilk iş ise Gordios’un öküz arabasını sergilemek olur. Bunun için araba bir sütuna sarmaşık yığınıyla bağlanır. Yıllar eridikçe bir söylenti yılların aksine kuvvet bulmaya başlar. Söylentiye göre Gordios’un arabasında ki düğümü çözecek kişi Asya’nın hakimi olacaktır.[11]  İskender, M.Ö. 334 de Gordion da düğümü çözmeye çalışır ama çözemez. Çözemeyince de kılıcıyla düğümü keser. İskender’in genç yaşta ölmesini Gordion düğümünü çözmede sabırsızlık göstermesine bağlayanlara hak verdiğimiz kadar bazen günlerce süren uzun içkili eğlencelerinin de bunda etkili olabileceğine hak vermemiz gerekmektedir. Çünkü İskender, uzun içkili eğlencelerinin birinin ardından hastalandıktan on gün sonra 33 yaşında Babil de ölmüştür.  Bahsedilen şenliklerden bir tanesi Şarap Tanrısı Bakhus onuruna düzenlenmişti.[12]  Gordion’dan sonra ilerleyişini bugünkü Hatay bölgesi civarında,  Issos da yavaşlattı. Çünkü Akamenidler’in hükümdarı Darius’un, İskender ordusunun Suriye’ye girmesini engellemek için oluşturduğu kara ordusuyla 333’ün (M.Ö.) kasımında Issos ta savaştılar, İskender galip geldi ve böylece İskender’e Suriye yolu açılmış oldu.[13] Siwa vadisindeki kâhinden kendisi için yorum almak ve oradaki tapınaklara adaklar sunmak için Mısır’a geçti. Mısır’da, bugünde aynı adı taşıyan İskenderiye kentini kurmak için bir yıl kadar kaldı. Mısır dan ayrıktan sonra geldiği güzergahtan Tir şehrine vardı. Tir şehri önemliydi çünkü Issos’taki savaştan sonra en büyük direnç Tir şehrinden gelmişti. Şehir, o zamanın en muhteşem silahlarıyla savaşan İskender ordusunu 8 ay boyunca oyalayabilmişti. Tir’den sonra Dicle Ovasına doğru ilerledi. Erbil yakınlarındaki Gaugameles ovasında, Asya’nın fethi için girişilen büyük savaşlardan üçüncüsü yapıldı. Daha öncede savaşan İskender ve Darius bu savaşta yine karşı karşıyaydılar. İskender Darius’un bütün uzlaşma yanlısı tekliflerini geri çevirmişti. İskender’in sayıca üstün ordusu yine kazanmıştı ve böylece İskender’e krallık kentlerinin yolu açılmış oluyordu. Krallık kentlerinde de kaynaklara göre 40 000 talent altın ve gümüşle birlikte 9000 altın paranın ele geçirildiği belirtilmektedir (talent: eski yunan da bir para ve ağırlık birimi, 20-27 kg). Darius savaş meydanından sağ ayrılmıştı ama Baktrina Valisi tarafından 330 Temmuzunda öldürüldü. Darius ‘un ölmesi; İskender’in yeni bir savaş olursa ciddi sıkıntılara düşeceği konusundaki endişelerinin ortadan kalkması sağladı. Bu arada Bessos’u İskender’in öldürttüğü sanılmaktadır. Plutarkhos İskender’in, Darius’un ölümünden sonra öfkesinin arttığını Bessos’ a yapılan işkencede görmenin mümkün olduğunu söyler ve şöyle tarif eder: “O’nun kollarını ve bacaklarını ayırdılar; iki dik ağaç aynı noktaya doğru eğildi ve her ağacın ucuna Bessos’un bir parçası bağlandı; bu ağaçlar bırakılıp da her biri aniden doğrulunca, bağlı olan vücut kısmını da koparıp götürdü.”[14]  İskender, 324 yılında Asya seferini bitirdiği sırada büyük zaferler kazanmış bir generaldi. Her ulusun özel kralı veya her kentin ilk vatandaşı olmak için sefer yaptığını düşünenler vardır.  İlk olarak Mısır da kendi adıyla kurduğu İskenderiye gibi şehirleri seferleri sırasında artırmıştı. Bu sitelere orta Asya içlerinde dahi rastlamak mümkündü. Paralı askerlerin çoğunu da bu şehirlere yerleştirmişti. Plutarkhos’a göre sitelerin sayısı yetmişe yakındı ve genellikle stratejik noktalarda bulunuyorlardı.  

İskender’in, Mısırda Siwa vadisinde Ammon kâhininden geleceği hakkında bilgi vermesini istediğini daha önce belirtmiştim. İşte o zaman gerçekleştiği söylene bir olayı aktarmanın zamanı geldi. Ammon kâhini İskender’e hitabında çocuk (paidion) sözcüğünün son harfine takılıp onun yerine yanlışlıkla bir sygma koyunca o kelimeden “ Zeus’un oğlu”  manası çıkmıştır.[15] İskender bu hitaptan hoşlanır ve sıfatları arasına bunu da eklemek ister. Hatta kendisini Yenilmez Tanrı ( theos aniketos) olarak yüceltmek istemiştir.[16]  O zamanlarda Makedon Krallarını Herakles soyundan geldiğine inanılıyordu. Herakles bir fani kadınla Zeus’tan dünyaya gelmişti. Herakles’in karısı Dejanire’nin, Zeus’un gerçek karısı Hera’nın çekememezliği sebebiyle yarı at yarı insan yaratıklar olan Santorlar aracılığıyla verilen ünlü tuniği giyince zehirlendiği söylenir. Ancak Herakles’in babası Zeus’un bağışlamasıyla kutsal saygınlığa tekrar kavuştuğu da söylenenler arasındadır. Makedon Krallarının Tanrılar soyundan geldiğine inandırmak için pek çok hikâye anlatılmıştır. Örneğin İskender’in babası Filippos ile annesi Olympias’ın düğün gecelerinde, genç kraliçe Olympias’ın karnına yıldırım düşer. Çok geçmeden   gelinin hamile olduğu ortaya çıkar.[17]Tabi bu anlatılan iyi hikâyelerden bir tanesidir. 13 yıla yakın krallığının ardından İskender’in ölümü tarihin hoşlanacağı pek çok olayın yaşanmasına sebep oldu.

İskender’in varisi olabilecek iki kişi gözüküyordu. Bunlardan ilki Filippos’un metresinden doğan Arrihides adındaki üvey kardeşiydi ama krallık için yeteneksiz olduğunu herkes biliyordu. İkinci variste Persli Raksona’dan doğacak çocuktu. İskender yasal bir varisi olsun diye Makedon geleneklerini çiğneyerek Persli Raksona ile evlenmişti. Krallık yetkililerinden bazıları Raksona’dan doğacak yarı barbar bir krala soğuk bakıyorlardı. Arrihides’in durumu da ortadaydı. Vaziyet böyle olunca kral olmak isteyenlerin hırsı yüzünden zor günler geçiriyordu. Bu zor günler 17 yıla damgasını vuran çatışmalara zemin hazırlamıştı. İlk başlarda ikili krallık getirildi. Yani Raksona’nın çocuğu IV. İskender ile üvey kardeş Arrihides ortaklaşması vardı ama her ikisi de kukla olmaktan öteye geçemediler. Zamanla ikisinin de ipleri kesildi. M.Ö. 310 da IV. İskender’in ve Raksona’nın öldürülmesinin ardından Kraliyet unvanı alınmış oldu. Yani İskender’ e ait pek çok şey yavaş yavaş gücünü kaybediyordu   Daha önce III. İskender hakkında yazılan yazılarda olduğu gibi bu yazıda da tarih aktarıcılarından faydalanıldı. İskender’in krallık yıllarında başlayıp bugüne kadar devam eden kulaktan kulağa oyununun neleri değiştirdiğini bilemiyorum. Eğer aktarıcılar bize İskender hakkında fotoğraf makinesiyle çekilmiş bir fotoğraf sunsaydı çelişen ifadelerle karşılaşmayacaktık. Ne var ki bize sunulan portre olduğu için ister istemez ressamının yorumuyla şekillenmiştir. Okumuş olduğunuz bu yazının olabildiğince objektif yazılmış olmasının gönül rahatlığı ile yazıyı burada “tamam” ediyorum. 


Kaynakça

[1] Mosse, Claude (2005). Büyük İskender: Efsanenin Kaderi. Altın Kitaplar, İstanbul, s. 98
[2] A.g.e. s. 74
[3] A.g.e. s. 107
[4] A.g.e. s. 113-114
[5] tr.wikipedia.org/wiki/Büyük_İskender
[6] A.g.e. s. 22

[7]  A.g.e. s. 23

[8]  A.g.e. s. 27

[9]  A.g.e. s. 60

[10] A.g.e. s. 141

[11] www.polatli.bel.tr/pdf/gordion1.pdf

[12] A.g.e. s.  88

[13] A.g.e. s.  29

[14] A.g.e. s.  112

[15] A.g.e. s. 78

[16] A.g.e. s. 144

[17] A.g.e. s. 80

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Deneme

Hasret Dediğin...
  Hasret dediğin sevdan...
Hüzünlü Yalnızlık
  Sessiz sess...
Zamanla Yolculuk
Yakalamak için ...

Şiir

Sen Anlarsın Çocuk!
Uhud …. Tıkanıyorum ... ...
Sarkaç
Tabur… Kana susamış ...
Yapayalnız
yapayalnızdı. oynak bir ta...

Serlevha

Anayasa Mahkemesine İhtiyaç Yoktur
 Anayasa Mahkemesi verdi...
Sn Mustafa Başoğlu'ndan Açıklama
  MİLLETİN BÜTÜNLÜĞÜ ...