Hikaye
Deneme
| Boşuna Ulu Dememişler |
|
|
| Site - Mekanım |
| Pınar İsabel Ekren tarafından yazıldı |
| Çarşamba, 09 Eylül 2009 19:22 |
|
Bursa’ya, o büyülü şehre girdiğiniz zaman Osmanlı’nın tarihi bir anını yaşarsınız farkında olmadan. Sizi selamlayıverir gök kubbeler. Tarih ve huzur kokar bu şehrin sokakları. Yürümeye doyamazsanız ne zaman yola koyulsanız. Ve sağda solda size gülümseyen asırlık binaların” biz hala buradayız” deyişi işinizden alıkoyar da sizi gözünüz bu hisse eşlik etmeye doyamaz sanki. Şadırvan sesi dolar kulaklarınıza Ulucami’ de. İnsanları seyreder, bahçede babaların çocuklarına pamuk helva alışını izlersiniz. Ve birçok kişi birbirini yıllarca hiç görmemiş gibi sohbete koyulur. Bir de okunuşu ezanın ,tüylerinizi diken diken ediverir. Kuşlar da haberdar sanki ezan vaktinden bir başka kanat çırpar her biri uçarken. Ulucami varlığıyla öyle mutlu eder ki ruhunuzu, dinlenirsiniz onu dinlerken derinden. Kapısı, pencereleri adının ta kendisi… Hele işlemeleri ve oymacılığı öyle ustaca ki… Her bir taşında ayrı bir gülümseme ayrı bir sanat. Minareleri göğe yükselirken bulutları delme hevesinde. Eğer tophaneden bakarsanız kubbelerine, görürsünüz gücünü Ulucami’ nin. Bursa’ nın manevi tablosu, duanın kalabalık mekânı, kalplerin ve gözlerin şifası Ulucami.
İçini gezip görmemek büyük delilik. Gözlerinizin kamaşmaması mümkün değil o muazzam hatlara bakarken ve başınız muhakkak dönecektir içindeki havuzu seyrederken. Loş ışığının altında sarhoş olursunuz fark etmeden. Sütunları, duvarları ve eşsiz çinileri göğsünüzü kabartıp sanatımızla duyduğumuz gurura sevk eder sizi. Birden Orhangazi gelip de secdeye duracak sanki. Bir dokunun bu ebedi camiye hissedeceksiniz sanatı manevi huzuru ve tarihi. Kimi kez ağlatır kimi kez de şaşırtır bir başka güzelliğiyle. Detaylıca devam edecek... |






























