Özgürlüğün Yasakçı Zihniyetle Sınavı Yazdır E-posta
Site - Manşet
Yazar Talha Dereci   
Pazartesi, 08 Şubat 2010 02:56

 

Bazı yasakçı ve antidemokratik, entelektüel gözüken kisiler tarafından kabul edilmese de;

Türkiye’de gerek demokratiklesme gerekse diğer belli baslı alanlarda/sektörlerde gelinen

noktalar, eskiye nazaran epey bir ilerleme göstermektedir. Fakat basörtüsü yasağının

kaldırılması yolunda henüz bir ilerleme görülmemektedir. Adımlar atılsa da yıllarca tartısılsa

da gelinen nokta yine aynıdır. Yoğun gündemler bir zaman bu konuyu “unutulmus” gibi

gösterse de; bu yasak yüzünden mağdur olanlar olduğu sürece bu konu ne unutulacaktır ne de

unutturulacaktır.

Bu yazıda basörtüsü veya türban sorunu hakkında en çok tartısılan 3 konu ele alınmıstır;

yasağın hukuki boyutu, kamusal alan tartısması ve laiklik ilkesi boyutu.

Başörtüsü Yasağının Hukuki Boyutu

Kendi çıkarları doğrultusunda “Türkiye hukuk devletidir!” diyenler basörtüsü konusunda

tamamen keyfi davranmıs, Anayasa Mahkemesinden ve Danıstay’ın bazı kararlarından

kendilerine ve bu yasağa hukuki zemin aramıslardır. Hâlbuki kendileri de çok iyi

bilmektedirler ki, basörtüsü yasağının hiçbir hukuki boyutu yoktur. Hukuki boyutlarla dolaylı

olarak da ilgili olan kanun maddeleri de basörtüsü yasağına zemin hazırlayan değil aksine

böyle bir yasağın olmadığını belirten maddelerdir.

Anayasa’ya göre, Türkiye insan haklarına saygılı bir devlettir (md.2) ve insan hakları üzerine

kurulmustur (md.14). Ve Anayasa 12.maddede “herkesin ihlal edilemez ve vazgeçilemez

doğal temel haklara ve özgürlüklere sahip olduğunu” da ifade eder. Maddenin devamındaki

13.maddede ise bu temel hakların hangi hallerde ve hangi ölçüde kısıtlanabileceği

belirtilmistir. Bu noktada ve belirtilen diğer maddelerde de herhangi bir sekilde basörtüsü

yasağına yasal zemin yoktur. Öyle ki anayasada (ihtilal yasaları da buna dahil) hiçbir

durumda ne basörtüsü ne türban kavramı geçmekte ne de bayanların ne sekilde baslarını

örteceği geçmektedir.

“Özellikle 24. madde din ve inanç özgürlüğünü garanti altına alır. Bu kuralın arka planın

ısığında sunları söylemek mümkündür;

•Her yetiskin insan kıyafetini seçmekte özgürdür,

•Bu özgürlük kisinin dini inancına göre kıyafetini seçme özgürlüğünü de içerir.”

Nitekim 42.madde de ise; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.”

denilmektedir.

Bir diğer tarafta Yüksek Öğretim Kanununun Ek 17. Maddesi ise, “Yürürlükteki kanunlara

aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” demektedir.

Kanunlarda herhangi bir sekilde adı bile geçmeyen veya dolaylı olarak onu ima eden bir seyin

bulunmaması; kanuna aykırı bir durumu da ortaya çıkarmaz.

Türkiye’nin de altında imzası bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözlesmesi ve ek protokollerinde

"eğitim hakkı" ve "din özgürlüğü" söyle düzenlenmistir;

"Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında

yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi

dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir." (AĐHS)

"Madde 9 - Düsünce, vicdan ve din özgürlüğü: 1. Herkes düsünce, vicdan ve din özgürlüğüne

sahiptir. Bu hak, din veya inanç değistirme özgürlüğü ile tek basına veya topluca, açıkça veya

özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama

özgürlüğünü de içerir. 2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin,

kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da baskalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir" (Ek

Protokol)

Türkiye Cumhuriyeti yasaları AĐHS’ye aykırı olamayacağına göre, basörtüsünü okullarda

veya devlet dairelerinde yasaklamak yukarıdaki maddelere aykırıdır.

Anayasa Mahkemesi ve Danıstay kararlarından yasal zemin bulamayan yasakçı zihniyet her

sıkıstığında “Laiklik elden gidiyor!” dedi… Bu noktada ise sunu belirtmek gerekir; Avrupa

Parlamentosunun kesin kararına göre, inancı sebebiyle okullarda öğrencilerin basını örtmesi

laikliğe aykırı değildir. Ama bu durum o yasakçı zihniyetlerde herhangi bir sey uyandırmaz,

bu zamana kadar da uyandırmadı.

BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözlesmesinin 26. Maddesi, "herkesin, ırk, renk, cinsiyet, dil,

din, siyasal ya da baska bir görüs, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet ya da doğustan

kaynaklanan herhangi bir ayrım" olmaksızın kanun önünde esit olduğunu belirtir.

Ayrıca Birlesmis Milletler Eğitim Hakkı Özel Raportörü, üniversitelerde basörtüsü yasağının,

kadınların eğitim ve öğretim olanaklarına erisim hakları açısından ayrımcı bir düzenleme

olduğu konusunda Türkiye hükümetini uyarmıstı.

Görüldüğü gibi ne TC Anayasasında, ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlesmesinde ne Birlesmis

Milletler tarafınca ne de Avrupa parlamentosunda bu durum olumlu görülmemistir… Hukuki

olarak bu yasağı savunan hiçbir madde yoktur.

Kamusal Alan Tartışması

Teorik olarak da pozitif siyasette de çok tartısılan bir konu olduğu kesin kamusal alan

kavramının. Fakat bunu bir yasak sebebi olarak göstermek çok saçma, akla mantığa sığmayan

bir durumdur. Bu da aynı sekilde yasağa zemin arama arayısları veya daha doğru bir kavramla

çırpınıslarıdır.

Gazi Üniversitesi öğretim görevlisi Prof.Dr. Atilla Yayla kamusal alanı 3 soru ile izah etmeye

çalısmıs. Bu sorulara verilecek birkaç basit örnek ile bu tartısmalara son vermek mümkündür.

Kamusal alan;

1) Egemenliğin bir yansıması olarak, kamu otoritesinin geçerli olduğu her alan mıdır?

2) Bir kamu görevinin ifa edildiği yer midir?

3) Bir kamu görevlisinin bulunduğu mekân mıdır?

“İlk durumu ele alırsak; toplum hayatında kamu otoritesi teorik olarak her yerde geçerlidir.

Meselâ, sokaklar da kamu otoritesinin geçerli olduğu yerlerdir, öyleyse, sokakta da

basörtüsünün yasak olması gerekir.

Evimiz elbette bizim özel alanımızdır, lâkin orada da, duruma bağlı olarak, kamu

otoritelerinin yetkileri vardır. Eşinize veya çocuğunuza kötü muamele ederseniz, kamu adına

evinize müdahalede bulunulabilir. Yâni eviniz de bir kamusal alana dönüşebilir. Bu durumda,

evlerde bile başörtüsü yasağının bulunması gerekmez mi?

İkinci durum düşünülürse; Önce sormamız lâzım: Bir kamu görevlisinin fiilen görev yaptığı

her yer bir kamusal alan mıdır? Eğer böyleyse ve yasak kamusal görev veya hizmet alanlarını

kapsayacaksa, üniversiteler yanında parklar, vergi daireleri ve hastaneler de başörtüsünün

yasak olduğu yerler arasında olmalıdır.

Son durumu düşündüğümüzde ise; devlet memuru akşam evine vardığında orası da kamusal

alan olur ve eşinin başörtüsünü çıkarması gerekir!

Veya şu söylenebilir; Kamu görevlisinin bir kamu göreviyle bulunduğu mekân kamusal

alandır. Lâkin bu da problemi çözmeye yetmez. Meselâ, Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir hemşire

bir aşı kampanyası vesilesiyle bir köye gitse ve köy meydanında topladığı kişilere aşı yapsa,

bu o köyü veya köy meydanını kamusal alana çevirir ve hem hemsirenin hem de köylü

kadınların başının açık olmasını mı gerektirir?”

Üç ihtimalde de görüldüğü gibi kamusal alan tartışmaları yersiz ve saçmadır. Hiçbir sekilde

bu bahane edilerek basörtüsüne yasak getirilemez. Bu tip anlayıslara göre Türkiye’de kamusal alan

genişledikçe özgürlük alanı daralmakta/kısıtlanmaktadır. Bu da hukuk devleti için kabul edilebilir bir durum değildir.

Başörtüsü Laikliği Engeller mi?

Laiklik kavramı; ülkemizde her daim tartısılan ve bazı kemikleşmiş, kör muhalefet yapan

kesimler tarafından başları sıkıştıkça kullandıkları kavramdır. İlkokuldan beri din ve devlet

işlerini birbirinden ayıran bir kavram olarak öğretilen ve bu sayede yeni yetisen kuşağı da

şimdiki nesil gibi bilinçsiz yetişmesinde sebep olan kişi, kurum ve kuruluşlar; bu kavramı

yıllardır belli başlı konular karşısında kendi savunmalarını yaparmış gibi ısıtıp önümüze

koymuştur. Her daim “elden gidiyor” denilen hâlbuki elimizde bile tam anlamıyla

tutamadığımız/tutturulmasına izin verilmeyen bir kavram laiklik. Eğer elimizde laiklik olsaydı

başörtüsü yasağı gibi bir sorun da yaşamıyor olurduk. Çünkü laiklik ilkesi böyle bir yasakçı

zihniyete “evet” diyen bir ilke değildir. Ve bu yasağa evet diyenlerin de yasal zemin olarak

aradıkları, her daim övündükleri bir ilke de değildir.

Laiklik; devletin, çeşitli dinler karşısında maksimum tarafsızlığını gerektiren bir ilkedir. Kim

olursanız olun ister Hristiyan olun ister Musevi olun veya Allah’a inanmayın, hangi ırk,

mezhepten olursanız olun; bu çeşitlilik arasında laikliği benimseyen bir devletin pozitif veya

negatif ayrımcılık yapmamasını gerektirir. Yani başı açık olan ile başı kapalı olan da aynı

vatandaştır ve aynı haklara sahiptir. Ne başı açık olana herhangi bir mevkide/konumda bir

pozitif ayrımcılık yapılmalı ne de başı kapalı diye bireylere negatif ayrımcılık yapılmalı. Başı

kapalı diye üniversitelere alınmayan gençlerin durumu tamamen bir ayrımcılıktır. Bu hem

laiklik ile hem ahlak kurallarıyla hem de hukuk devletiyle bağdaşmaz.

Şu da bilinmesi gerekir; başörtüsü takan kişiler bunu siyasi bir simge olsun diye değil,

örtünmenin Allah’ın emri ve bir din görevi olduğuna inandıkları için takıyor ve yasağa da bu

yüzden karşı çıkıyorlardır. Çünkü laikliği benimseyen bir sosyal ve hukuk devletinin;

vatandaşlarının dinlerine saygı duyması gerekir ve onların ibadetlerini gerçeklestirebileceği

imkânlar sunması gerekmektedir. Fakat halen var olan yasak göstermektedir ki TC devleti

bunu yapmamaktadır. İbadet kavramından sadece namaz kılmak, hacca gitmek vs.

anlaşılmamalıdır. Başörtüsü takmak da bir ibadettir. Ve ibadet hakkını istemek dolaylı olarak

kısıtlanan özgürlüğünü istemek her bireyin en doğal hakkıdır.

Savundukları kavramı tam anlamıyla bilmeyen bu antidemokratik yasakçı zihniyetler her

daim bu kavramı başörtüsü yasağına yasal zemin aramak için kullanmış ve bundan sonra da

ömürleri yettiği müddetçe kullanmaya devam edeceklerdir. Bunlara kendileriyle

özdeşleştirdikleri özgürlük, laiklik, eşitlik, insan hakları gibi kavramları tam anlamıyla

anlatmak kolaydır fakat zihinlerine yerleştirmek, anlatılanları kabul ettirmek çok zordur.

Çünkü yaptıkları tek şey at gözlükleri olaylara bakmak ve çözümsüzlük üzerine kör muhalefet

yapmaktır.

Sonuç

“21. yüzyılda kadın haklarından, çağdaşlaşmaktan, insan haklarından ve demokrasiden en çok

bahsedilen bir dönemde halen başörtülü kadınların ne zaman, nereye girip nereye

giremeyecekleri, hangi hakları kullanıp hangilerini kullanamayacakları ve hatta kimin eşi

olduklarında sorun çıkıp çıkmayacağı Türkiye’nin en çok konuşulan konusu olmaya devam

etmektedir.” Görüldüğü gibi gelinen nokta gayet vahimdir. Ne kamusal alan tartışmaları bu

yasağa sebeptir ne laiklik ilkesi. İşi hukuk konusu haline getirmek isteyenlerde öncelikle

ulusal ve uluslar arası alanda gerekli kanun ve yasaları okumaları gerekmektedir.

Yükseköğretim kurumlarındaki var olan başörtüsü veya türban yasağı uygulaması,

Türkiye’deki vesayetçi-otoriter rejimin, antidemokratik, yasakçı zihniyetin bir ürünüdür.

Demokrasi mücadelesi veren ülkemizde televizyonlarda “türbanlı bir öğrenciye hak ettiği

notu vermeyeceğini" ifade eden rektörler ya da “Türbanlı bir öğrenciye ders vermek

istemediğini” beyan eden öğretim görevlileri olduğu sürece, yasağın kaldırılması için mecliste

üçte iki çoğunlukla kabul edilen ama uygulanamayan akıl ve hukuk dışı olaylar olduğu

müddetçe, koca ülkenin başbakanının eşini hasta ziyaretine sırf başındaki örtüden dolayı

kabul etmeyen zihniyetler olduğu sürece elbette bu mücadele sekteye uğrayacaktır, yara

alacaktır. Fakat bu sekteler özgürlük yolunda kalıcı engeller olmamalıdır. Ve özgürlüğe

ulaşana dek bu dava hem mağdurlar tarafından hem de insan haklarını savunan her vatandaş

tarafından savunulmalıdır.

Bir insan hakkı ihlâlinin olduğu yerde, yapılması gereken tek şey, hemen bu ihlâlin

önlenmesi, ortadan kaldırılmasıdır. Daha refah ve huzurlu bir devlet için, sosyal ve hukuk

devletinin gereklerini tam anlamıyla yerine getirmek için bu yasak derhal kaldırılmalıdır.

06.02.2010

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

www.talhadereci.com

Pazartesi, 08 Şubat 2010 03:09 tarihinde güncellendi
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Deneme

Hüzünlü Yalnızlık
  Sessiz sess...
Zamanla Yolculuk
Yakalamak için ...

Şiir

Yapayalnız
yapayalnızdı. oyna...
Düşe Yatmıştır Ruhun
"bu gül dağ...

Serlevha

Sivil Toplum ve Demokrasi
{jcomments on} Sivil to...