| Mukaddime:Fikre Dair |
|
|
| Site - Manşet | |
| Yazar Murat Hacıfettahoğlu | |
| Çarşamba, 09 Eylül 2009 18:51 | |
|
Bu benim gözlüğümdür karilerim Hangi sahada, hangi mevzuda yazarsanız yazın, yazdığınız kendinizden başka bir şey değildir. İlmi makalelerin dahi objektif olma iddialarının iflasına şahit olan bir nesil için orijinal bir iddia değil söylediklerim. Şahsi birikiminizin, muhakeme metot ve kabiliyetinizin ve tecrübelerinizin size kazandırmış olduğu perspektif, neye nasıl bakarsanız bakın, mütalaa ve mülahazalarda kullandığınız tek araçtır. Diğer taraftan ortaya konan eser ile okuyucu baş başa kaldığında yine aynı şekilde okuyucunun metni tahlilinde, tenkitlerinde ve takdirlerinde asıl amil eserden ziyade okuyucudur. Müellifin kelimelere yüklediği manalar, vasıl olduğu hükümler şahsidir, enfüsidir. Yazılanların idraki ve anlaşılması ise okuyucuya düşen bir keyfiyet.
Demek istediğim şu; okuyucunun daha geniş izahları terettüp ettiğini düşündüğü bir ifade, yazara göre son derece sarih bir ifade olabilir ve bu durumda 'okuyucu haklıdır' veya 'yazar haklıdır' demek yanlıştır. Malerme iyi şairin şiir ile okuyucuyu baş başa bırakması gerektiğini söyler. Yahya Kemal ise şöyle demiştir;
Bana tahsis ve emanet edilen bu köşede deneme tarzında yazılarla karşınıza çıkacağım. Deneme yazmanın esaslı bir birikime sahip kültürlü insanın işi olduğunun farkındayım. Kifayetsizliğimi itiraf etmeme rağmen Schopenhauer’ın okumanın zararlarından bahsettiği yazılarındaki görüşlerini de haklı buluyorum. Filozof sadece ve biteviye okuyan insanın düşünme hassasının köreleceğini ve beyninin ezberciliğe alışacağını söyler. Düşünmek ve yazmak bu tehlikeyi bertaraf edecek formül. Bu köşede yazacağım fikir ve sanat yazılarında uyacağım kaide şudur;
Fikre Dair Fikir bahsinde mühim bir mesele de kullandığımız mefhumlar. Bir hadiseyi veya vakıayı temsil eden kavramların zihnimizde meydana getirdiği tedailer, çoğu zaman kafa karıştırıcı, hakikati çarpıtıcı ve sembolü olma mevkiinde bulundukları şeniyetin(realitenin) esasına sübut edecek şekilde ciddi derecede mahiyet zedeleyici olmaktadırlar. Batı literatüründen iktibas edilerek, milli ve dini meselelere isim koymakta kullanılan bu kavramların, emperyal dilin, bizi biz olmaktan çıkardığı ve düşüncelerimizi yönlendirici olduğu muhakkaktır. Bizim dışımızda gelişen ve teneffüs ettiğimiz hava gibi gayri irade bünyemize aldığımız bu kelimeler zamanla esas referanslarımız haline gelmekte, eşya ve hadiselere değer vermekte kullandığımız ölçü halini almaktadır. Kendi mefhumlarını üretemeyen, ıstılahlarını unutan bir medeniyetin evlatlarıyız. Lafzi olarak kelimelerin bir ehemmiyet arz etmediğini sanan pestenkerani zihniyetler “Kuran’ın öğretisi” demekte bir mahzur görmezler. Zira onlar Allah’ın Adem'e isimleri öğretmesindeki hikmeti ve lisanın inşai vasfını fehmedemezler. Bir medeniyet projemiz, tasavvurumuz varsa evvela bedel ödemeden, sindiremeden, etimolojik tetkikler yapmadan ezberlediğimiz, daha doğrusu iktidar tarafından kitle iletişim araçları marifetiyle bize ezberlettirilen bu melun kavramlarla hesaplaşmalı; inancımıza uygun, inanç sistemimize taalluk eden ve mutlak hakikati mündemiç mefhumlardan müteşekkil ıstılah dünyamızı inşa etmeliyiz. İzaha çalıştığım meseleleri bir de Yılmaz Özakpınar Hocamızın kaleminden dinleyelim: “...dil, yalnız bir düşünme vasıtası değil, inançların, değerlerin, tutumların, hatıraların, düşünme ve duygulanma tarzlarının koruyucusu ve nesilden nesile taşıyıcısıdır.” Devam edecek… Yazının devamı için tıklayınız.
|
|
| Cuma, 06 Kasım 2009 10:45 tarihinde güncellendi |






















