|

Alacakaranlığın çocuklarıyız biz. Her aydınlığa açık bir pencere önünde güne uyandık. Pamuk şekeri düşlerimiz, gazoz kapaklarından türkülerimiz vardı. Uçan balonların iplerine bağladık umutları. Onlar yükseldikçe biz mutlu olduk. Gözden kayboldukça bomboş ellerimize bakakaldık. “Yok” un “Var” olduğunu o zaman anladık. “Var” ı “Yok” eden kirli yüzleri, vatan ezgilerini dudaklarımızda mühürleyenleri “Baş”, ufkun şark dağlarında sonsuzluğa uzandığını anlatanları ise demir parmaklıklara mahkûm ettik. Karmaşık oyunların at gözlüğü takmış piyonları olduğumuzu anladığımızda bu ülkede kalem oynatmak yasaktı artık. Kalbimizde “12” nin kanlı eylül yaprakları solmuş, gözlerimizde inancın feri kaybolmuştu. Her cepheden ve her mevziden ateş yağarken üzerimize, toprağa köklerini salmış ve sıkıca kenetlenmiş “İslam” ağacının, garptan gelen gaflet rüzgârlarında sallanan dalına tutunan bir yaprağın üzerindeki küçük bir böcektik, kurtuluşu “İman” da arayan.
Köşe başlarını tutan, kardeşi kardeşe düşman eden garbın gafleti; “Haydi artık oyun bitti” deyip oyuncak gibi elimize verdiği silahları gözümüzün yaşı kurumadan alırken, sokaklardan kan kokusu, yüreklerden acının dokusu kaybolmamıştı henüz. Anaların kalplerine diken tohumları ekildi. Bir genç küf kokan duvarlara esir, bir genç bir avuç toprağa itildi. Ülkenin aydınlık günlerinin müjdecisi aydınlar, ışığın ilk kıvılcımı gibi parlayan cümlelerini bitiremeden sessizliğe mahkûm edildi. Şairler vatan haini, “İslam” ağacına tutunanlar şeriatçı, gerçekleri yazan mecmualar ise irtica hareketleriyle etiketlendi.
Bugün kime baksanız sıyrılmış etiketlerin izlerini taşırlar.
Şimdi düştüğü suda yaşamaya çalışan bir karanfiliz. Fert fert. Zümre zümre. Batıdan ılık rüzgârlar esmekte. Kanlı oyunlar bitti. Dostluk adına uzatılmış zeytin dalları, tutunduğumuz “İslam” ağacının dallarını gölgelemekte. Artık oyun, inancımız üzerinde perdelenmekte. Kuklabazlar, devrimbazlara bıraktı yerini. Birileri “Besmele” çekse, “Laiklik elden gidiyor” sesleri yükselmekte. Sözde laik insanlar, saygıdan bihaber, bu ülkenin insanlarının en büyük ortak paydası olan inançlarını, saygısızca dillere düşürmekte. Henüz krallıktan kurtulamamış, “Resmi din”lerine toz kondurmayan otoriteler ise ülkemizin işbilir devrimcilerine laiklik türkülerinde eşlik etmekte. Laikliğin ne demek olduğunu hiç bilmeseler bile…
Gençler! Şimdi geçmişi sorgulayıp, bugünü anlamak ve geleceğe güvenle bakmak için elinizdekilerin kıymetini bilin. Unutmayın ki hiçbir rüzgar daima aynı şiddetle esmez. Bir zaman kanlı tufan, bir zaman kapanmayan yaraları kurutan ılık bir esintiyle çarpar yüzünüze. Özyurdunuzdan savrulmamak için, fırtınaya kapılmadan, köklerinize tutunun!
|