Hikaye
Deneme
| Kürk Mantolu Madonna |
|
|
| Site - Kitap | |||
| Melike Sönmez tarafından yazıldı | |||
| Pazar, 20 Aralık 2009 04:04 | |||
|
Düşlerin vardı yerini düşüşlerin alan... Umutların vardı büyürken unutturulan. Tutuşturulan eline, bir tutam acı vardı. Rengine aldanıp sürdüğünde yüzüne; gözlerini bebeklerinden ayıran. Sarıp sarmalayan korkuların vardı, bembeyaz bir buluttan daha beyaz pınarların... Duvarların vardı kendi ellerinle ördüğün. Güldüğün bir iki anı vardı, bir de öldüğün. Bir de rüyan böldüğün. Karaya vuran dalgalar gibiydi sözlerin, kumdan kalelerindi gömdüğün...
" İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar. " (sy:33)
Okudun, çizdin altını mor kaleminle ve defalarca okudun. Derin bir sessizlik kapladı dudaklarını sonra. Utanıyorlardı çünkü. Hep yanlış sözcüklerle dost olmuşlardı. Ve bir küsüp bir barışan dudakların; şimdi hiç ayrılmamak üzere kenetlenmişti. Okuduğun her satırda bir parça sen... Kürk Mantoluydu Madonna'n. Düşüncelerinin içinde hapsolmuştun. Beyninde yanıtını arayan binlerce soru. Annesini kalabalıkta kaybetmiş masum bir çocuk gibi... Üzerine sinmiş parfüm kokusu her rüzgar dalgasıyla çarparken yüzüne, bir dakika daha ekleniyordu hüzüne. Keşkeler...Mahveden bir zehir gibi bedeni... " Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden herşeyi bırakıp kaçarlar. " (sy:95)
Kaçmıştı Maria'n... Ve sen kalakalmıştın öylece... " Ben artık düşlerinden usulca geçen o küçük kız değilim! " demişti... "Ben artık kendimi bırakmışken yarı yolda, kendime bile tanıdık değilim... " Ve sen bakmıştın gözlerindeki boşluğa. Yitirmişti tüm anlamlarını ve dost olmuştu noktaya. Ne var ne yok götürmüştü giderken çok uzağa. Sevincini çıkartıp asmıştın potmantoya. Mutluluk; şimdi sadece iki kelimeydi iki dudağının arasında... " Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ancak birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gidecekti. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, herşeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu..." (sy:88) Sen bulmuştun Madonna'nı... Bu soluk yüz, bu siyah kaşlar ve onların altındaki siyah gözler; bu koyu kumral saçlar ve asıl, masumluk ile iradeyi, sonsuz bir melal ile kuvvetli bir şahsiyeti birleştiren bu ifade, sana asla yabancı olamazdı... Belki de sadece susmak gerekliydi, beklemek; herşeyi yoluna koymak için. İşte şimdi inandırmıştın O'nu... " Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum. " dedi. " Bu eksiklik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.... Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın. Seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... "(sy:139)
Ah Maria! Bir de araya yollar, yıllar girmeseydi... Artık çok geçti, uzanıp toplamak istesen de yıldızları, yapabileceğin tek şey beklemekti... Mutlulukların, kağıda karaladığın anlamsız bir kaç çizgiden ibaretti. Savaşın; bitsin dediğin her an döktüğün bir damla gözyaşından ibaretti... " ...Ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatları feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı? " . . . (sy:96)
|






























