Hikaye
Deneme
| İslâmîleşme Kuramı |
|
|
| Site - İnceleme-Eleştiri | |
| Abdullah Başaran tarafından yazıldı | |
| Perşembe, 10 Eylül 2009 17:20 | |
|
Ernest Renan’ın ortaya atmasıyla baÅŸlayan İslam ve bilim tartışmaları, yalnızca salt bilim olarak telakki edilmemelidir. Zaten tartışmaya katılanların büyük çoÄŸunluÄŸu da, bunu yalnızca bir bilim olarak deÄŸil; bilgi, bilim ve felsefe üçlemesi ÅŸeklinde algılamışlardır. Bu tartışmaların İslam dünyasına etkileri ise, Tanzimat Dönemi’nden itibaren baÅŸlamış ve günümüze kadar devam etmiÅŸtir. Batının bilimini alalım, kültürü kalsın anlayışıyla bütünleÅŸen bu ideoloji, maalesef birçok taraftar bulmuÅŸ, bunun sonucunda da, ne bir İslamileÅŸtirme(?), ne de hedeflenen yükselme/yeniden dirilme gerçekleÅŸmiÅŸtir. Osmanlı coÄŸrafyasını bir kenara bırakırsak, bu amaca yönelik çalışmalar yapan birçok düÅŸünür yetiÅŸmiÅŸtir. Bunlardan en önemli sesler olan Abduh ve ReÅŸid Rıza gibi aydınlar, Batıdaki teknokratik ve sömürgeci geliÅŸmeleri bir ölçü almış ve medeniyet tasavvurlarını bu doÄŸrultuda oluÅŸturmuÅŸlardır. Hind ve Mısır’da da bu takım çalışmaların yoÄŸun olduÄŸu ve birçok çalışma ve tartışmaların yapıldığı sıralarda, Türkiye’de yaÅŸanan Cumhuriyet Dönemi’nde ise, bu konulardan tamamıyla uzaklaşılmış, İslam dünyasıyla fikirsel baÄŸlamdaki irtibat bütünüyle kopma noktasına gelmiÅŸtir. 1975’ten sonrasına baktığımızda ise, İslam ve bilim tartışmaları biraz daha farklı bir boyut kazanmış ve bu sefer yalnızca birkaç hamasi çalışma yerine tezler öne sürülmüÅŸ ve bazı noktalarda bunlar uygulamaya geçirilmiÅŸtir. S.H.Nasr’ın “İslam Bilimi” tezini ortaya atmasıyla baÅŸlayan bu çığır, 90’lara kadar tüm canlılığıyla devam etmiÅŸtir. Batının bilim anlayışının yıkıcılığı ve insan hayatına bu denli olumsuz etkisi İslam dünyasının üzerine geldikçe, buna yönelik İsmail R. Faruki, Nakib El-Attas, M.A.Enis, Ziyaüddin Serdar, M.Zeki Kirmani, M.Riaz Kirmani, Åžakir KocabaÅŸ, Osman Bakar, Fazlur Rahman, Vakar Ahmed Hüseyni, M.Ali Kettani, Cavid Ensari, Abdüs Selam, Sirac Münir, Etzai Fatima, Enver Nesim, Muhammed Arif, İlyas Ba-Yunus gibi birçok düÅŸünür tezlerini öne sürmüÅŸ ve bunlara cevaplar verilerek gayet olumlu bir tartışma ortamı yaratılmıştır. İslam ve bilim tartışmalarının niyetleri her ne kadar safiyane olsa da, sonuç itibariyle pek de farklı deÄŸildir birbirlerinden. Bir delinin kuyuya taÅŸ atması hikâyesine benzeyen bu durum, maalesef hiç de istenmeyen sonuçlar vermiÅŸtir. Bilhassa 75’lerden sonraki tartışmaların mahiyetine baktığımızda olumlu bir takım geliÅŸmeler olduysa da, beklenen/istenen amaca ulaşılamamıştır. Günümüzde bu baÄŸlamdaki tartışmaların son bulmuÅŸ olduÄŸunu söyleyemeyiz, çünkü genel itibariyle hâlâ kavramların başına “İslâmi” ya da “dinî” kelimesi getirilerek bir yerlere ulaÅŸmaya çalışan birçok çalışma gözümüze çarpmaktadır. İslamî radyo, dinî kitap gibi birçok sözcük öbeÄŸi, literatür ve günlük yaÅŸantıda kullanılır hale gelmiÅŸtir. Bu çalışmalardan pek çoÄŸu Batının modern kavramları ile İslam’a ait kavramların benzeÅŸmesini fark eden(!) bu aydınlar, bilginin profanlığı yahut a priori dayanaklarına bakmaksızın kendi deÄŸerleri içine katmayı hedeflemiÅŸlerdir. İslamileÅŸtirme ise bir metodolojiden öte bir ÅŸey deÄŸildir ki, bu da Batının bilimsel yöntemlerine dayanılarak oluÅŸturulmuÅŸtur. Bu iki ekolün farkı ise, biri özür dileyici bir tavırda Batıyı kabul ederken, diÄŸeri Batıya karşı duruÅŸ sergileyerek Batıyı kabul etmesidir. Geri kalmışlığı bahane ederek Batıyı ideal deÄŸer olarak gören bu iki ekolden, diÄŸerinin Batıya karşı “özür dileyici tavırda bulunmaması”, sonuç itibarıyla hiçbir ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirmemektedir. Batı, önlerinde aşılmaz bir duvardır; İslam dünyası ise çağımızda, medeniyetler merdiveninin en alt basamağında kalmıştır. Böyle bir kabul ile yola çıkan her düÅŸünürün, Batıya kafa tuttuÄŸunu söylese bile “modern’in içinde” modern’e karşı olması imkân dâhilinde deÄŸildir. Bilginin yanlışı olmaz, ona yönelik bakışlar/algılayışlar yanlış olabilir. Bu baÄŸlamda, bir kavramın “İslami” olanı da düÅŸünülemez. Çünkü bilgi ve bilim birden çok olsa da, hakikat bir tanedir ve insana ait deÄŸildir. EÄŸer ki böyle bir ayrıma varırsak çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalırız demektir. Çünkü Batı medeniyetindeki İslam’a benzer kırıntıları hakikatin bütünü olarak görürsek, Batıya ait her hakikate uygun görüÅŸü İslam’ın içine katma yanlışına düÅŸeriz. Picasso’daki hakikat kırıntılarını nasıl İslam sanatı içerisinde göremiyorsak, İslam dünyası dışındaki bilgi/bilim kırıntılarını da İslam’ın içinden göremeyiz. Nitekim İlhan Kutluer’in de belirttiÄŸi gibi; “öz kültürcü yani geleneÄŸimizin verilerinden kalkarak yeni bir yaklaşım tarzı oluÅŸturmak yerine, karşı kültürün yani Batı bilgi ve bilim felsefesinin modellerini kullanarak bir İslami bilgi ve bilim anlayışı kurmak tutarlı deÄŸildir.” Bir dünyagörüÅŸünün çoÄŸu kavramı, diÄŸer dünyagörüÅŸünün kavramlarına elbette ki tercüme edilemez. Bunun en iyi örneÄŸini “fıkıh” ile “hukuk” kavramlarının uyumsuzluÄŸunda görmekteyiz. Bu görüÅŸümüzü Åžakir KocabaÅŸ da destekler nitelikte ÅŸunları söylemektedir; “‘İslami bilgi teorisi’ diye bir ÅŸey yoktur ve olmayacaktır. Bunun yerine bundan çok daha fazla zengin ve verimli olmak üzere, müslüman düÅŸünürlerin bilgi anlayışları ve bilgi organizasyonları olacaktır.” Yapılması gereken ÅŸey, müslümanların kolaya kaçarak yapmaya çalıştığı gibi var olan bilgiyi ehlileÅŸtirmek/ihya etmek deÄŸil, kendi paradigmamız içinde bir müslüman duruÅŸu sergilemektir. Çünkü günümüzdeki birçok “müslüman” bilim adamı, Batı dünyagörüÅŸü içerisinde bilimsel faaliyet yapmakta, bu bilimsel kavramlar yumağında “Batılı” bir faaliyet yürütmektedir. Müslümanların bilime gerçekten İslam’ın öncülleriyle bakarak yaklaÅŸması ve bir an önce İslam bilimini ortaya koyması gerekmektedir. Çünkü İslam bilimi olmaksızın müslüman toplumlar Batı kültür ve medeniyetinin yalnızca tâli bir unsuru olarak kalacaktır. Ancak bu noktada düÅŸülmemesi gereken hata ise, birçok düÅŸünürde olduÄŸu gibi modern’in içinde modern’e karşı çıkmamaktır. Çünkü bu faaliyetler İslam dünyasını sadece yormakla kalacak olan boÅŸ çalışmalardır. Modern bilgiye uygun hale getirilecek olan İslam deÄŸildir, aksine İslam’a uygun hale gelmesi gereken modern bilgidir. Çünkü İslam bütün zamanlara a priori olarak uygundur. René Guénon’un da belirttiÄŸi gibi, madem gelenekten kopuÅŸu Batı yapmıştır, o halde geri dönüÅŸü de onlar yapmak zorundadır.
|




























