Neredeyim:   Anasayfa Bölümler Hikaye Viski ÅžiÅŸesi

Hikaye

Bir Duadır Sevmek
Şafak sökmek üzereydi. Rü...
Küçüktüm
  -Deli doktor ora...
Viski ÅžiÅŸesi
Şık, şık, şık, Å...

Deneme

İnsan(ımız)ın Doğası
İnsan doğası gereğ...
Hasret DediÄŸin...
  Hasret dediÄŸin sevdan...
Egotramplen
Temelini “kendin...
Viski Şişesi Yazdır e-Posta
Site - Hikaye
Emre Bilgiç tarafından yazıldı   
Cuma, 11 Eylül 2009 02:04

Şık, şık, şık, şık!.. Şık, şık, şık, şık!

Kare ÅŸeklindeki masada hummalı bir çalışma var. Herkes yerdeki taÅŸları beÅŸerli olarak dizmek için odaklanmış durumda. Arka arkaya gelen dört “şık!” sesi rutin bir ritim kazanıyor. Bense bir yandan kare masada yapılabilecek en büyük adiliklerden biri olan “hazırladığın beÅŸlileri bir baÅŸkasının ıstakasının önüne yerleÅŸtirme” eylemini gerçekleÅŸtirirken, bir yandan da kendimi sorgulamakla meÅŸgulüm. Ne zaman baÅŸladı bu? Türkiye’nin sayılı üniversitelerinin birinde mühendislik fakültesi öÄŸrencisi olan ben, ne zamandır okey salonunda vakit öldüren bir adamım? Neden taÅŸları Serkan’ın önüne diziyorum?

“Kim dağıtıyor?” diye sordu karşımdaki. Peh. Sen dağıtıyorsun tabii ki, yemezler o numarayı. Nitekim yemiyorlar, adamımız üzerine yıkılan bu vazifeyi isteksizce gerçekleÅŸtiriyor. Yere zar atıyor iki defa. Åžu oyunun bir ömür boyunca anlayamadığım ritüellerinden yalnızca biri. Okey olacak taşımızın kimsenin bilmediÄŸi bir yerden çıkması lazım, hepsi bu dandik zar sayesinde oluyor. Zar, masamızda Rainman filminden fırlayıp gelmiÅŸ ve kaÅŸla göz arasında taÅŸların yerini hafızasına kaydetmiÅŸ bir Raymond Babbitt oturuyor olması olasılığına karşı geliÅŸtirilmiÅŸ bir savunma mekanizması. Etrafıma bakıyorum, hiçbir masada Raymond olabilecek tipte biri yok ve her masada o zar muhakkak atılıyor.

TaÅŸlarımı diziyorum. Åžunu ÅŸunun yanına koysam, bu da ÅŸurada kullanılabilir, bir de ÅŸu var ara taşı gelirse üçlü olur… Off, çok olasılık var. Renkler ve rakamlardan oluÅŸan bir rüya görüyorum adeta. Solumdaki “Lan oynasana hadi!” deyince uyanıyorum bu rüyadan. Çoktan yere bir sahte okey atmış bile. Türkiye’nin sayılı üniversitelerinin birinde mühendislik fakültesi öÄŸrencisi olan ben, bu oyunu oynarken yanımdaki alaylı kadar hızlı düÅŸünemiyorum. Almıyorum o taşı, karaktersiz, ÅŸerefsiz bir taÅŸtır zira sahte okey. Oyunun gidiÅŸatına göre kılık deÄŸiÅŸtiren sinsi bir taÅŸtır. Ne rakamı vardır, ne rengi vardır itin. Bu düÅŸünceler içinde ortadan çekiyorum taşımı. Sahte okey çıktı…

Oyun ilerledikçe kendimi lanetlenmiÅŸ hissediyordum. AcemiliÄŸimin her hareketimde ortaya çıkışı çıplakmışım hissi uyandırıyordu. Türkiye’nin sayılı üniversitelerinin birinde mühendislik fakültesi öÄŸrencisi olan ben, bu masada beÅŸ para etmiyordum, acemiydim, cahildim, maldım. Solumdaki alaylı ise bu fakültenin merhametsiz hocasıydı. Hareketlerimden elimi rahatça okuyor, yere attığı taÅŸlarla her tur beni kahrediyor, sıra her bana geliÅŸinde “oynasana lan!” “istasyon musun nesin be!” diyerek oyunu bana zindan ediyordu. Sıra diÄŸer oyunculardayken ıstakasındaki taÅŸları bir o yana bir bu yana alıyor, yerdeki taÅŸları iskambil kâğıdıymış gibi evirip çeviriyor, şıkır şıkır seslerle adeta beste yapıyordu alaylı. Bu apaçık bir statü gösterisiydi, hareketler profesyonelliÄŸinin kanıtı niteliÄŸinde belgelerdi ve bu belgeler benim sinirlerimi bozuyordu. Kendi oyunumu unutmuÅŸtum, adamın parmaklarına, taÅŸlarla yaptığı hareketlere nefretle ve kıskançlıkla bakıyordum.

Istaka giderek bir viski ÅŸiÅŸesi gibi görünmeye baÅŸladı gözüme. VahÅŸi batı filmlerindeki gibi, ÅŸiÅŸeyi alaylının kafasında kırarak bir bar kavgası baÅŸlatmak istiyordum. İlk darbeyi indirecektim ve sesi duyan tüm okey masaları filmlerdeki gibi birbirine girecekti, ortalık dağılacaktı. KöÅŸede keman çalan bir bar orkestrası olsaydı onlar da gırgırlı ÅŸamatalı müzikler çalacaklardı, ama okey salonu standartlarında bu imkânsızdı, ama olsun, orkestrasız olsun. Alaylının profesyonellik kokan tavırları bu hayale olan iÅŸtahımı kabartıyordu, viski ÅŸiÅŸesini giderek daha sıkı tutuyordum. Sonra birden olan oldu: Alaylı fiyakalı bir hareketle karşımdakinin attığı taşı aldı, “hooop!” diye bağırarak ıstakasından çektiÄŸi taşı yere vurdu. Alaylı okey atmıştı.

Gözümü açtığımda arkadaşım Özgün’ün odasındaydım. Her yanım aÄŸrıyordu. “Ne oldu?” diye sordum. Özgün anlattı. Alaylının kafasına ıstakayı geçirdiÄŸimi, yanıt olarak aldığım sert yumrukla diÄŸer masaya uçtuÄŸumu ve edilgen konumda olduÄŸum çılgın bir dayak maratonuna korkudan dolayı kimsenin müdahale etmediÄŸini öÄŸrendim. TaÅŸlar kafamda yerine oturmaya baÅŸlamıştı. Istakalar marketten alınma ucuz okey ıstakalarıydı, hafifti ve plastikti, viski ÅŸiÅŸesinin yapebileceÄŸi etkiyi yapmamıştı ÅŸüphesiz. Kalabalık da hayallerimdeki gibi birbirine girmemiÅŸti, orası bir okey salonuydu ve içinde kovboy yoktu, halkın gerçeklerine yenilmiÅŸtim. Her ÅŸey çok açıktı. Kafamda tek bir soru kalmıştı sadece: Türkiye’nin sayılı üniversitelerinin birinde mühendislik fakültesi öÄŸrencisi olan ben, ne zamandan beri okey salonlarında vakit öldürür olmuÅŸtum?
 
 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Deneme

Hasret DediÄŸin...
  Hasret dediÄŸin sevdan...
Zamanla Yolculuk
Yakalamak için ...

Åžiir

Sen Anlarsın Çocuk!
Uhud …. Tıkanıyorum ... ...
Sarkaç
Tabur… Kana susamış ...
Yapayalnız
yapayalnızdı. oynak bir ta...

Serlevha

Anayasa Mahkemesine İhtiyaç Yoktur
 Anayasa Mahkemesi verdiÄ...
Sn Mustafa Başoğlu'ndan Açıklama
  MİLLETİN BÜTÜNLÜĞÜ ...