Neredeyim:   Anasayfa Bölümler Deneme İnsan(ımız)ın Doğası

Hikaye

Küçüktüm
  -Deli doktor ora...
Uçurumun Kenarında
Hafif bir rüzg&ac...
İnsan(ımız)ın Doğası Yazdır e-Posta
Site - Deneme
Osman Kanat tarafından yazıldı   
Çarşamba, 09 Eylül 2009 19:20

İnsan doğası gereği nasıl bir varlıktır? Bu soruya yıllarca çeşitli yanıtlar verilmiş olmasına rağmen, konu insan olduğu için, belli bir cevapta karar kılınamamıştır. Özellikle insanı inceleyen bilimlerin başında gelen psikoloji bu konuda çeşitli görüşler sunmuştur. Psikolojinin vazgeçilmez isimlerinden Freud, insan doğasını kötümser bir bakışla değerlendirmiştir. Ona göre insan doğuştan kötü’dür. İnsan varlığını devam ettirmek için diğer insanlarla mücadelededir ve bu mücadelede acımasızdır. Bu bakış açısı Darwin’in evrim teorisinden de izler taşımaktadır. 1960’lı yıllara doğru bu bakış açısının yanlış olduğunu ve insanın doğasının iyi olduğunu vurgulayan hümanistik psikoloji dikkat çekmiştir. Hümanizme göre insan doğuştan gizil güçlerle doğar ve çeşitli imkânlara sahip olduğunda bu güçlerini ortaya çıkartır ve kendisini gerçekleştirir. Doğuştan insana iyi bakan bu görüş özellikle Freud’un kötümser bakışına karşı olarak doğmuştur. İnsan doğasına ilişkin daha birçok yaklaşım olmasına rağmen, bu iki bakış açısının temel olduğunu düşünmekteyim.
İnsanı iyi ya da kötü olarak niteleyen bu iki bakış açısından da izler taşıyan bir bakış açısı sunan Alfred Adler ise insana ilişkin bakış açısına kendimi en yakın hissettiğim kişi. Adler, insanın iyi ya da kötü bir doğaya sahip olmasından ziyade, şartlara göre iyi ya da kötü olabildiğini ve iyi ya da kötü olmayı kendisinin seçtiğini söyler.

İnsan ihtiyaçlarını ilk defa piramide döken Maslow’a gelince, Maslow insanın ihtiyaçlarını bir piramitte göstermiş ve karşılanması gereken ihtiyaçları sıraya koymuştur. En tabanda insanın yeme, içme gibi fizyolojik ihtiyaçlarının olduğunu, sonrasında sırasıyla güvenlik, ait olma, sevme, saygı görme, estetik ve en sonda da kendini gerçekleştirme ihtiyacının varlığını ileri sürmüştür.

Toplumumuza baktığımızda insanın iyi mi, yoksa kötü mü olduğuna karar vermek hayli güç. Bir yandan insanı şaşırtan düzeyde güzellikler, iyilikler; diğer yandan da insanı dehşete düşüren vahşet durumları. Özellikle son yıllardaki, hatta son günlerdeki vahşetler… Yukarıda insan doğasına ilişkin görüşlere ve insanın ihtiyaçlarına ilişkin bilgiler vermemin asıl sebebi de bu.  İnsanın ihtiyaçlarını göz önüne aldığımızda, acaba toplumumuzda insanın ihtiyaçları ne ölçüde karşılanıyor diye merak ettim. Fizyolojik ihtiyaçlardan hiç bahsetmeden diğerlerine geçmek isterdim. Lakin biliyorum ki ülkemizin insanlarının fizyolojik ihtiyaçları tam olarak karşılanmıyor. Güvenlik ihtiyacına geldiğimizde ise, bu durumda beni kaygılandırıyor. Felaket tellallığı yapmak değil niyetim, lakin güvenlik ihtiyacımızın da yeterli düzeyde karşılandığını sanmıyorum. Salgınlar, terör faaliyetleri, kazalar, yanlış teşhis ve tedaviler, organ mafyası, taciz olayları vs bir sürü olaylar ve bunların medyada her akşam yer bulması ve insanın kanını donduran vahşet haberleri… Böyle bir durumda insan ne kadar kendini güvende hissedebilirse, o kadar bu ihtiyacımız karşılanıyor demektir. Ait olma gereksinimimize gelince, kendimizi evimize, ailemize, sokağımıza, okulumuza, şehrimize, ülkemize ve hatta dünyamıza ne kadar ait hissediyorsak o kadar bu ihtiyacımız karşılanıyor demektir. Lakin bunu ülkemizde düşündüğümde, genel itibariyle şunu söyleyebiliyorum. Ülkemizin insanı kanımca kendisini hakkıyla bu ülkeye ait hissetmiyor. Özellikle farklı dini, etnik, siyasi kimlikteki insanlarımızın kendisini bu ülkeye ait hissettiği görüşünde değilim. Baskın bir ideoloji ve ötekini yok sayan politikalar insanımızın aitlik duygusunu törpülemekte… Sıra geldi insan olarak saygı görme ve gösterme ihtiyacımıza, bu ihtiyaçla ilgili bir şey söylemeyeceğim. Her okuyan kendince değerlendirsin, kendisini ve çevresini. Bu ihtiyacım acaba ne kadar karşılanıyor diye. Sevgi, estetik diye devam eden sırada en sonda olan kendini gerçekleştirme ihtiyacından bahsetmek istiyorum. Buna geçmeden önce şunu ifade etmem gerekir. Bir basamaktaki ihtiyaçlarımız yeterli düzeyde ve zamanında karşılanmalı ki bir sonraki ihtiyacımız ortaya çıksın. Bu açıdan yukarıda saydığım ihtiyaçlarımızın ne kadar yeterli düzeyde ve zamanında karşılandığını düşünüyorsak o kadar kendimizi gerçekleştirme potansiyelimiz var demektir. Ve kanımca insanımızın ihtiyaçları karşılanmıyor ya da karşılanamıyor. Toplumuzun dünya standartlarından geri kalmasının sebebi belki de bu. İnsanlarımızın potansiyel güçlerini ortaya çıkaramamamız… Bu ihtiyaçların karşılanamaması da insanı farklı mecralara itiyor. Kendilerince ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar ve insani olmayan yollara başvuruyorlar. Bu karmaşanın sebeplerinden birisi de bu olmasın? Bir yere kendisini ait hissetmeyen, ihtiyaçları karşılanmayan bir insanın belki de en doğal tepkisidir bu…

Son olarak başa dönüyorum. İnsan iyi mi yoksa kötü mü? İnsan doğası nasıl? Adler’in tezine yakın olduğumu söylemiştim. Bence insanı iyi ya da kötü eden şartlar. İnsanın ihtiyaçları gereği gibi karşılanırsa, potansiyelleri ortaya çıkar. Farklı farklı gizil güçlerle donatılmış insanlarımızın potansiyellerini ortaya çıkardığımızda da yeni bir Türkiye ile gün yüzüne çıkacağımıza inanıyorum. Lakin dikkat çekmek istediğim iki nokta, dengesiz bir gelir dağılımı ve dengesiz yaşam standartları bunun önündeki en büyük engel, çağdaş dünyada… Bir de belki de ihtiyaçların karşılanması değil de ihtiyaçların ölçütünün değişmesi bunun sebebi… Siz ne düşünüyorsunuz?

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Deneme

Hasret Dediğin...
  Hasret dediğin sevdan...
Hüzünlü Yalnızlık
  Sessiz sess...
Zamanla Yolculuk
Yakalamak için ...

Şiir

Sen Anlarsın Çocuk!
Uhud …. Tıkanıyorum ... ...
Sarkaç
Tabur… Kana susamış ...
Yapayalnız
yapayalnızdı. oynak bir ta...

Serlevha

Anayasa Mahkemesine İhtiyaç Yoktur
 Anayasa Mahkemesi verdi...
Sn Mustafa Başoğlu'ndan Açıklama
  MİLLETİN BÜTÜNLÜĞÜ ...